Yeşil pasaport mu, diplomasi mi?

Türkiye’de son dönemin en popüler talebi ne diye sorsanız, enflasyon ya da faiz değil; ‘Yeşil Pasaport’ derim. Neredeyse her hafta bir meslek örgütü, bir oda, bir birlik çıkıp üyelerine yeşil pasaport istiyor. Liste oldukça uzun.  Gidişat bu şekilde devam ederse yakında apartman toplantılarında da gündem maddesi olacak: Aidat ne kadar olsun, asansör tamir edildi mi, bir de yeşil pasaport ne oldu?

Önce net olalım. Türkiye’de yeşil pasaport kimlere veriliyor? Esas olarak belirli derecedeki kamu görevlilerine, eski milletvekillerine, belediye başkanlarına ve belirli kriterleri sağlayan ihracatçılara. Son yıllarda ihracat tutarına bağlı olarak bazı iş insanlarına da yeşil pasaport imkânı tanındı. Disiplin sicili temiz olma koşuluyla avukatlara, belirli bir yıllık ortalama ihracat tutarını (örneğin son 3 yılda ortalama 500 bin USD ve üzeri) tutturmuş şirket yetkilileri (ortaklar/personel), resmi ‘devlet sporcusu’ veya benzeri statüye sahip sporcular da yeşil pasaport alma imkânına sahipler. Yani sistem zaten genişledi. Memurlar hariç özel sektörde de örnekler var demek istiyorum.

Herkes kendi meslek grubunun ‘stratejik’ olduğunu söylüyor. Herkesin işi önemli, doğru. Ama herkes ‘istisna’ olursa ortada istisna kalır mı?

Vize süreçlerinde ciddi sorunlar olduğu inkâr edilemez. Randevu alınamıyor. Fuar katılımcısı iş insanı gidemiyor. Marka sahibi vize alamazken çalışanına çıkabiliyor. Karı-kocadan birine vize verilip diğerine ret çıkabiliyor. Aileler iyi gününde kötü gününde bir araya gelemiyorlar. Avrupa Birliği’nin bu tabloyu görmezden gelmemesi gerekir. Süreçlerin daha öngörülebilir ve tutarlı olması şart.

Ama sorunun çözümü gerçekten yeşil pasaport mu?

Yeşil pasaport, Schengen bölgesinde kısa süreli seyahat için vize muafiyeti sağlar. Ancak bu, sınırsız bir hak değildir. Ülkeye girişte sınır polisi geri dönüş niyetinizi, kalış amacınızı ve mali yeterliliğinizi sorgulayabilir. Uzun süreli kalış, çalışma ya da yerleşme söz konusu olduğunda yine ilgili ülkenin ulusal vize rejimi devreye girer. Yani yeşil pasaport sihirli bir anahtar değil.

Daha önemlisi şu: Eğer yeşil pasaport sahibi sayısı abartılı bir biçimde artarsa, Avrupa ülkeleri pasaport türüne bakmaksızın kontrol mekanizmalarını sıkılaştırabilir. Bugün sadece bordo pasaportluların yaşadığı sıkı denetimler, yarın yeşil pasaportlular için de uygulanabilir. Transit geçişlerde ek belgeler, sınırda daha detaylı sorgular, fiili kısıtlamalar… Uluslararası hukuk buna kapıyı kapatmıyor.

Şimdi kritik soruya gelelim. Bir avukat, bir sanayici, bir doktor; yani düzenli geliri, işi, ofisi, vergi kaydı olan bir meslek erbabı, neden yeşil pasaporta ihtiyaç duyar? Bordo pasaportla başvuran sıradan bir vatandaşın sunabildiği banka dökümünü, tapu kaydını, şirket evrakını, vergi levhasını bir meslek sahibi sunamıyor mu? Sunabiliyor. Hatta çoğu zaman daha güçlü bir dosya sunabilir.

O halde talep neyin talebi?

Bu noktada mesele biraz da ‘kolaylık arayışı’ ve ‘statü’ meselesine dönüşüyor. Yeşil pasaport, pratikte bir seyahat belgesi olmanın ötesinde sembolik bir değer taşıyor. Ayrıcalık hissi yaratıyor. Ancak kamusal ayrıcalık, yaygınlaştıkça değerini yitirir. Herkese dağıtılan ayrıcalık, ayrıcalık olmaktan çıkar; yeni bir eşik doğar.

Bir başka risk daha var. Diyelim ki birçok meslek grubuna yeşil pasaport verildi. Bordo pasaport sahibi kitlenin oranı görece düştü. Avrupa tarafı şunu sorabilir: Türkiye’den kısa süreli vizesiz giriş yapan kişi sayısı neden hızla arttı? Geri dönüş oranları, kalış süreleri, iltica başvuruları ne durumda? Eğer bu verilerde olumsuz bir tablo oluşursa, ilk refleks kriterleri sıkılaştırmak olur. O zaman hem yeşil hem bordo pasaportlular daha zor bir tabloyla karşılaşır.

Kısacası, bugün yaşanan vize mağduriyetini ‘pasaport rengini değiştirerek’ çözmeye çalışmak, yapısal bir soruna kozmetik bir yanıt vermektir. Asıl mesele, Türkiye ile Avrupa Birliği arasında güven temelli, öngörülebilir ve karşılıklı çıkarı gözeten bir seyahat rejiminin kurulmasıdır. Diplomasi, teknik müzakere, veri paylaşımı ve göç yönetimi burada belirleyici başlıklardır.

Yeşil pasaport heveslilerine küçük bir hatırlatma: Eğer herkes yeşil olursa, kimse yeşil değildir. Ve eğer çıta yükselirse, bugünkü şartları bile arayabiliriz. Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak., dış politikada ve vize rejiminde hiç de uzak bir ihtimal değildir.

Devletin bu konuda net bir çerçeve çizmesi, kriterleri sınırlı ve ölçülebilir tutması gerekir. Aksi halde yeşil pasaport, çözüm olmaktan çıkıp yeni bir sorunun başlangıcı olabilir. Yeşil pasaport kendilerine öncelik verilmesini isteyen bazı kesimleri için kolay bir çözüm gibi görülse de şu soruyu sormak lazım: Yeşil pasaport mu, diplomasi mi?| ©DerVirgül

Yayınlama: 25.02.2026
A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.