Doğru soru | Şiddet neden artıyor?

Doğru soru | Şiddet neden artıyor?

Şanlıurfa’daki lise saldırısından bir gün sonra Kahramanmaraş’ta bir ortaokul öğrencisinin 9 kişiyi öldürdüğü silahlı saldırı, çocuklar arasındaki şiddeti yeniden gündeme taşıdı.

Siyaset bilimci Emre Erdoğan’a göre Kahramanmaraş’taki saldırıda belirleyici eşik silaha erişim, Urfa’daysa eğitim sistemi içinde dışlanma ve desteksizlik. Ancak her iki saldırı farklı nedenlere işaret etse de ortak zemin, çocuklar arasındaki şiddetin varlığı.

Yasak ve cezaya dayalı refleksler yerine okul iklimi, rehberlik ve sosyal destek mekanizmalarına işaret eden Erdoğan, ayrıca medyanın rolü ve bulaşma riski konusunda da uyarıda bulunuyor.

İki saldırı, iki ayrı hat
Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde 14 Nisan Salı günü Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ne düzenlenen silahlı saldırıda, okulun eski öğrencisi olduğu belirtilen saldırgan çevreye rastgele ateş açtı, 16 kişiyi yaraladı ve ardından yaşamına son verdi. Valilik açıklamalarına göre saldırgan 2007 doğumluydu, okulda eğitime dört gün ara verildi.

Bundan bir gün sonra, 15 Nisan’da Kahramanmaraş’ın Oniki şubat ilçesindeki Ayser Çalık Ortaokulu’nda bu kez çok daha ağır bir saldırı yaşandı. Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığının açıklamasına göre bir öğretmen ve sekiz öğrenci öldürüldü, altısı hayati tehlikesi süren toplam 13 öğrenci yaralandı. Fail olay yerinde ölü bulundu. Kullanılan beş tabancanın babası polis başmüfettişi Uğur M. adına ruhsatlı olduğu tespit edildi. Baba tutuklandı. Failin dijital materyallerinde de 11 Nisan 2026 tarihli, yakın dönemde büyük bir eylem gerçekleştirileceğine işaret eden bir belge bulunduğu açıklandı.

Bu iki olayı İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden siyaset bilimci ve “Türkiye’de NEET Gençlerin Profillerini İyi Olma Hali Perspektifinden Belirleme ve Politika Geliştirme Çalışması” Proje Koordinatörü Prof. Dr. Emre Erdoğan DW Türkçe’ye değerlendirdi. Projede kullanılan NEET kısaltması, 15-24 yaş aralağındaki gençlerin “ne eğitimde ne istihdamda” olduğunu ifade ediyor.

Prof. Dr. Erdoğan, öncelikle bu iki olayın aynı başlık altında ele alınmasının analitik bir hata olacağını söylüyor.

“İlk eşik silaha erişim”
Erdoğan’a göre Urfa’daki olay, eğitim sistemi içinde akademik başarısızlık ve dışlanmayla bağlantılı daha geniş bir örüntüye işaret ederken Kahramanmaraş’taki saldırıda ilk bakılması gereken eşik silaha erişim. “Bu münferit bir olay. Net olarak. Çünkü birinci eşik beş tane silaha erişebilmesi” diyen Erdoğan, başka bilgi gelmediği sürece Kahramanmaraş saldırısının ayrı değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.

Erdoğan, Siverek’teki saldırıyı ise daha sık tekrarlanan bir senaryonun parçası olarak görüyor. Ona göre özellikle bazı bölgelerde çocukların akademik başarısızlık nedeniyle sistem dışına itilmesi, rehberlik ve destek mekanizmalarının yokluğu, açık liseye yönlendirme ve eğitimin toplumsal hareketlilik sağlamadığı duygusu öfkeyi büyüten bir zemin yaratıyor. Urfa’daki çocuğa ilişkin “Bu aslında çok daha fazla tekrarlanan bir senaryo” diyen Erdoğan, “İkisi aynı şey değil, ikisini ayrı ayrı tartışmak lazım” değerlendirmesini yapıyor.

Elliot Rodger göndermesi ve “incel” tartışması
Kahramanmaraş saldırısının ardından Emniyet Genel Müdürlüğü, failin WhatsApp profilinde 2014 yılında ABD’de saldırı gerçekleştiren Elliot Rodger’e atıfta bulunan bir görsel kullandığının tespit edildiğini açıkladı.

Rodger, 2014’te Kaliforniya Isla Vista’da altı kişiyi öldürmeden önce internette yayımladığı manifesto ve videolarda kadınlara yönelik öfkesini açıkça dile getirmişti. Bu nedenle adı, daha sonra “incel” olarak anılan çevrimiçi kadın düşmanı alt kültürle en çok ilişkilendirilen figürlerden biri oldu.

Ancak Erdoğan, bu aşamada “incel” kavramının hızlı ve gevşek biçimde kullanılmasına karşı çıkıyor. Geçen yıl da benzer bir tartışmanın yaşandığını hatırlatan Erdoğan, bir saldırının otomatik olarak “incel” etiketiyle açıklanamayacağını söylüyor. Erdoğan’a göre kavramın merkezinde, erişemediği şeylerden dolayı kadınlara ve çevresine nefret geliştiren bir erkeklik biçimi var; fakat Kahramanmaraş’taki failin bu çerçeveye bire bir oturup oturmadığı henüz bilinmiyor.

Erdoğan’ın altını çizdiği nokta, bu bilgiye internetten erişmenin kolay olduğu, öykünmenin mümkün olduğu, fakat eylemi mümkün kılan temel unsurun yine silahlara erişim olduğu. “Ama yapabilmesini sağlayan şey hâlâ birinci faktör beş tane silaha erişebiliyor. Beş tane silaha erişebilen ortam” sözleriyle bunu tarif ediyor.

“Çocuklar arasında şiddet var”
Erdoğan, bu iki saldırının ardından kamuoyunda oluşan şaşkınlığa rağmen çocuklar arasındaki şiddetin yeni bir olgu olmadığını söylüyor.

Ergen erkeklik ile şiddet arasındaki bağın uzun süredir görünür olduğunu, çocuk çetelerinden bıçaklı saldırılara kadar pek çok örneğin yakın dönemde yaşandığını hatırlatıyor. Ona göre asıl sorun, toplumun şiddete yüksek tolerans göstermesi ve bunu sürekli yeniden üretmesi.

“Çocuklar arasında şiddet var. Bunun olduğunu kabul etmemiz gerekiyor” diyen Erdoğan, bu tabloyu tek bir oyuna, internete ya da sosyal medyaya bağlayan açıklamaların ters tepeceğini belirtiyor.

Şiddetin ailede, okulda, gündelik ilişkilerde, statlarda, ana akım medyada ve popüler kültürde de üretildiğini vurgulayan Erdoğan, bu nedenle dikkatlerin sadece dijital alana çevrilmesinin altta yatan nedenleri görünmez kıldığını söylüyor.

Bu noktada Erdoğan’ın en sert eleştirilerinden biri, her büyük olaydan sonra devreye giren hızlı yasaklama ve cezalandırma refleksine yöneliyor. Ona göre saldırının hemen ardından “okullara polis girsin”, “sosyal medya kapatılsın”, “şu oyunlar yasaklansın” türü öneriler önleyici bir çözüm üretmiyor; tam tersine kolaycılığı besliyor. Erdoğan, internette daha fazla zaman geçirmenin ya da belli oyunları oynamanın tek başına bu saldırıları açıkladığını gösteren bir çalışma olmadığını söylüyor.

Okullarda neden önleyici sistem işlemiyor?
Emre Erdoğan, bu noktada okullarda önleyici mekanizmaların zayıflığına dikkat çekiyor. Öğrencilerin ruh hâlini, dışlanma düzeyini, ev içi koşullarını ve şiddet risklerini erken fark edecek bir sistemin bulunmadığını söylüyor. Rehberlik servislerinin çoğu zaman sınav, ders ve üniversite tercihiyle sınırlı kaldığını, öğrencinin iyi olup olmadığını, keyfinin yerinde olup olmadığını gerçekten soran bir yapının kurulamadığını anlatıyor:

“Bizim öncesinde ne olduğunu anlayabileceğimiz bir sistemimiz yok bu ülkede. Olduğu zaman anlıyoruz.”

Erdoğan’a göre mesele yalnızca bireysel psikoloji de değil. Okulun kendisi, özellikle yoksul çocuklar için yaşam kalitesini artıran nadir alanlardan biri olabilir. Evinde çalışma masası, sessiz ortamı, spor yapacak alanı olmayan çocuk açısından okul bir fırsat alanı. Bu yüzden okulun fiziksel koşullarından öğretmen niteliğine, rehberlik kapasitesinden sınıf iklimine kadar her şey doğrudan şiddetle mücadele başlığının parçası.

Erdoğan, “Okul çocuk için önemli. Okul çocuğun yaşam kalitesini yükselten bir yer” derken çözümün yalnızca güvenlik tedbirlerinde değil, çocukların okulda iyi olmasını sağlayacak kapsamlı sosyal politikada yattığını anlatıyor.

Urfa örneğinde bu çerçeve daha da belirginleşiyor. Erdoğan, Şanlıurfa’nın eğitim göstergeleri bakımından dezavantajlı yapısına dikkat çekiyor. Yarım gün eğitim, kalabalık sınıflar, ücretsiz sosyal alan eksikliği, yoksulluk ve gençlerin kamusal alanda yaftalanmasının çocukların öfkesini ve dışlanmışlık hissini ağırlaştırdığını söylüyor. Okul dışında da çocuğu çevreleyecek sosyal ve kamusal ortamlar yoksa, sorun büyüyor.

Telegram grupları, “bulaşma” riski ve medya
Saldırılardan sonra Telegram’daki bazı gruplarda okul saldırılarını öven, tehdit içeren ve başka okulları hedef gösteren paylaşımlar dolaşıma girdi. Kullanıcılar hakkında adli işlem başlatıldı.

Erdoğan, böyle bir dijital örgütlenme varsa bunun zaten doğrudan kriminal bir durum olduğunu ve gerekli adli tedbirlerin alınması gerektiğini söylüyor. Ancak bunun ötesinde, saldırıların sunuluş biçimi açısından “bulaşma” riskine de dikkat çekiyor.

İntihar haberlerinde olduğu gibi, okul saldırılarında da bir örnek alma etkisinin tartışıldığını belirten Erdoğan, özellikle ergenlik döneminde “ölürken kahraman olayım, ünlü olayım” fikrinin tetiklenebileceğini ifade ediyor. Bu nedenle hem haber dilinin hem de sosyal medyadaki dolaşımın çok dikkatli kurulması gerektiğini vurguluyor.

Emre Erdoğan’ın itirazı, yine olayın ardından büyüyen infial dalgasının üzerine çıkıp hızla popülerlik, tık ya da siyasi pozisyon devşirmeye çalışan aktörlere yöneliyor. Böyle anlarda frene basmak gerektiğini, aksi halde hatalı ve hak ihlaline açık tedbirlerin devreye gireceğini söylüyor.

Erdoğan’a göre bu tür infial dönemlerinde “suça sürüklenen çocuk” kavramı da kolayca gözden çıkarılıyor; çocukların yetişkinler gibi cezalandırılması yönündeki talepler güçleniyor. Oysa çözüm, yalnızca yasaklama ve cezada değil; rehberlikte, okul ikliminde, sosyal destekte ve şiddeti üreten kültürel zeminin sorgulanmasında yatıyor.| DW

Yayınlama: 16.04.2026
A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.