Okullarda Şiddet Sarmalı
Eğitimin temellerinin sarsıldığı bir dönemden geçiyoruz. Çocuklarımızı en güvenli yer olarak gördüğümüz okullarda yaşanan şiddet olayları artık kaygı verici bir boyuta ulaştı. Silahların çocukların eline geçtiği, hedef gözetmeden saldırıların gerçekleştiği ve masum insanların zarar gördüğü bu tablo, toplum olarak ciddi bir kırılma yaşadığımızı gösteriyor.
Şanlıurfa Siverek’te öğretmen ve öğrencilerin yaralanması, hemen ardından Kahramanmaraş’ta bir öğrencinin öğretmen ve öğrencilere yönelik saldırısı, vicdan ve değerler konusunda büyük bir eksiklik olduğunu ortaya koyuyor. Bu olaylar sadece bireysel değil, toplumsal bir sorunun yansımasıdır.
Bugün gelinen noktada çocukların maruz kaldığı dijital içerikler de önemli bir etken haline geldi. Sosyal medya platformları ve kontrolsüz internet kullanımı, çocukların gerçeklik algısını zayıflatırken şiddeti normalleştirebiliyor. Bu nedenle belirli yaş gruplarında telefon, tablet ve internet kullanımının sınırlandırılması artık bir tercih değil, gerekliliktir.
Ancak sorunu yalnızca çocuklara indirgemek doğru değildir. “Ben yaşamadım, çocuğum yaşasın” anlayışıyla her istediğini koşulsuz yerine getiren, öğretmeni yönlendirmeye çalışan ve çocuğunun her davranışını savunan ebeveyn tutumu da bu tablonun bir parçasıdır. Eğitim sadece akademik başarıdan ibaret değildir. Bizler çocuklarımızdan yüksek notlar beklerken, vicdanlı ve saygılı bireyler olmayı ikinci plana attık.
Oysa bir öğrenci öğretmenine saygı duymuyorsa, bu yalnızca o öğrencinin değil, toplumun problemidir. Sınavların telafisi vardır, sınıf tekrar edilebilir; fakat vicdan eksikliğinin telafisi yoktur. Bunun bedelini sadece bireyler değil, tüm toplum öder.
Özgüven kavramı da yanlış anlaşılmaya başlandı. Özgüven; saygısızlık, bencillik ya da zorbalık değildir. Aksine, saygıyı koruyarak güçlü durabilmektir. Vicdan ve merhamet kaybedildiğinde, geriye hiçbir şey kalmaz.
Geçmişte eğitim sisteminin eksikleri olsa da öğretmene saygı esastı. Öğretmen sınıfa girdiğinde sınıf sessizleşir, emek ve bilgiye saygı gösterilirdi. Aileler çocuklarını öğretmenlere emanet ederken aslında onların karakter gelişimine de katkı sağlardı. Elbette bu anlayışı yanlış yorumlayanlar her dönemde olmuştur; ancak çoğunluk her zaman öğrencisinin geleceği için emek veren öğretmenlerden oluşmuştur.
Bugün ise okullar, eğitim yuvası olmaktan uzaklaşıp veli rekabetinin ve egoların çatıştığı alanlara dönüşme riski taşıyor. Çocuklar oyun çağında ekranlarla büyüyor; çizgi film kahramanlarının yerini şiddet içerikleri alıyor. Dış görünüşe takılıp, o görünüşün içindeki ahlakı, saygıyı ve insanlığı göz ardı ediyoruz.
Eskiden büyüklerimizin yanında edep ve saygı ön plandaydı. Bugün ise saygısızlık “özgüven”, otoriteye karşı gelmek “birey olmak” olarak yorumlanabiliyor. Her şeyin fiyatını bilen ama değerini bilmeyen bir nesil yetişiyor.
Acı gerçek şu ki; sorun sadece çocuklarda değil. Eski değerleri yaşatamayan, sınır koyamayan ve rol model olamayan biz yetişkinlerin de bu tabloda payı var.
Toplum olarak yeniden düşünmek zorundayız. Çocuklarımıza sadece başarıyı değil; vicdanı, merhameti ve saygıyı da öğretmek zorundayız. Çünkü bu hayat öfkeyle değil, insanlıkla yaşanır.| ©DerVirgül