Gazetecilikte Avusturya ve Türkiye Arasındaki Ölümcül Diyalektik

Gazetecilikte Avusturya ve Türkiye Arasındaki Ölümcül Diyalektik

| Adem Hüyük 

Gazetecilik yalnızca haber vermek değildir; aynı zamanda toplumun vicdanını, siyasi kararları ve güç ilişkilerini sorgulayan bir aynadır. Avrupa’da bu ayna çoğu zaman kırılmadan durur—ama her zaman değil.

Avusturya ve Almanya’da gazetecilerin politikacıları veya kurumları eleştirme hakkı, demokrasinin doğal bir parçası olarak kabul edilir. Bir bakanın kararını sert bir dille eleştirmek veya siyasi partilerin politikalarını hicvetmek olağan bir davranıştır. Toplum eleştiriyi saldırı olarak değil, sağlıklı bir denetim mekanizması olarak görür. Bu anlayış, gazetecilik ile toplum arasında bir felsefi denge kurar: Eleştiri, gücü sınırlar ve demokrasiye nefes aldırır.

Not: Bu makaleden Avrupa medyasının tamamen özgür olduğu sonucu çıkarılmamalıdır.

2018’de Avusturya’da yaşanan Strache Davası bu dengeyi somutlaştırmaktadır. Aşırı sağcı Özgürlük Partisi [FPÖ] lideri Heinz-Christian Strache, bir sol grup tarafından hazırlanan videoda küfür ve orta parmak hareketine maruz kaldı. Açılan hakaret davası mahkeme tarafından reddedildi; davranış, eleştiri ve protesto hakkı kapsamında değerlendirildi. Avusturya mahkemesi, siyasetçilerin siyasete girerken toplumun bazı kesimlerinden nefret söylemi, küfür veya argo ifadelerle karşılaşmayı göze almak zorunda olduğunu vurguladı.

Bu örnekten yola çıkarak Avrupa’da hukuk ve toplum, gazetecinin eleştirisini doğal bir hak olarak görür; bireysel özgürlük ile toplumsal denetim arasında sağlıklı bir diyalektik oluşur.

Türkiye’de ise bu diyalektik kırılmış gibi görünmektedir. Gazeteciler hukuki ve siyasi baskılar nedeniyle sık sık soruşturma ve tutuklama riskiyle karşı karşıya kalıyor. Eleştiriler çoğu zaman “hakaret” olarak yorumlanıyor ve gazeteciler oto-sansür uygulamak zorunda hissediyor.

Gazetecinin görevi, yapılanı değil, yapılacak diye söz verilenin peşine düşerek, neden yapılmadığını kamuoyu adına sorgulamaktır. Deutsche Welle [DW] Türkçe muhabiri Alican Uludağ, “Cumhurbaşkanına alenen hakaret” iddiasıyla Ankara’daki evinde gözaltına alındı ve İstanbul’a getirilerek tutuklandı. Der Virgül olarak haberi yayınladık; yoğun eleştiriler alsak da yayın çizgimizden vazgeçmedik.

Bu durum, gazeteciliğin Türkiye’de hem hukuki hem toplumsal olarak nasıl riskli bir alan hâline geldiğini gösteriyor; burada eleştiri artık bir hak değil, cesaret ve sorumluluğun sınandığı bir eylem hâline geliyor.

Avrupa ve Türkiye arasındaki farkın kökeni hukuki, toplumsal ve kültürel boyutlar içeriyor. Almanya ve Avusturya’da ifade özgürlüğü anayasal olarak güçlü biçimde korunurken, Türkiye’de “cumhurbaşkanına hakaret” veya “terör propagandası” gibi yasalar gazetecilerin eleştirilerini sınırlıyor. Avrupa’da eleştiri demokratik olgunluğun işareti olarak kabul edilirken, Türkiye’de eleştiriler çoğu zaman kişisel saldırı olarak karşılanıyor. Bu, toplumdaki feodal kalıntıların ve kültürel kibrin bir dışa vurumu olarak Türkiye’nin sosyo-ekonomik yapısı hakkında bize bilgi veriyor.

Felsefi açıdan gazetecilik, sadece bilgi aktarmak değil, toplumsal diyalektiği canlı tutmaktır. Avrupa’da bu diyalektik kısmen de olsa sağlıklı işliyor: Eleştiri ve protesto bir denge, bir nefes ve hesap sorma mekanizması. Türkiye’de ise bu diyalektik çoğu zaman ölümcül biçimde bozuluyor; eleştiri hem gazeteci hem toplum için riskli bir sınav hâline geliyor. Strache Davası ve Alican Uludağ örnekleri, iki sistem arasındaki uçurumu çarpıcı şekilde gözler önüne seriyor. Eleştiri, demokratik toplumlarda bir hak ve sorumluluk iken, Türkiye’de hâlâ cesaret gerektiren bir erdemdir.

Bizzat Şahit Olduklarım

15 Mayıs 2018’de Viyana’daki Hofburg Sarayı’nda düzenlenen Austrian World Summit [Avusturya Dünya Zirvesi] iklim konferansının açılışında, o dönemin Avusturya Şansölyesi Sebastian Kurz’un konuşması iklim aktivistleri tarafından kesildi. Aktivistler sahneye çıkarak hükümetin iklim politikasını eleştirip radikal önlemler talep etti.

Olay şöyle gelişti: Sebastian Kurz kürsüye yaklaşırken bir aktivist aniden yanında belirdi. Başbakan dahil herkes şaşkınlıkla izliyordu. Korumalar yetişmeden, Kurz mikrofonu aktiviste teslim etti ve Cumhurbaşkanının da bulunduğu davetliler sonuna kadar dinledi. Der Virgül, haberi bu perspektifle yayınladı: Haber artık konuşmayı kesen aktivist ve Şansölye arasındaki etkileşimdi.

Ama asıl haber değeri, hangi ülke ajansının bu görüntüyü yayınlayacağıydı. Dönemin Anadolu Ajansı [AA] Avusturya muhabiri, kayıtları Ankara’ya iletti ancak yayınlanmadı. Avrupa’da protesto demokratik bir davranış olarak kabul edilirken, Türkiye’de benzer bir durum çoğu zaman sansüre veya tepkiye yol açıyor.

Der Virgül’e Fiili Saldırı

Benzer bir durum, Türkiye’nin Viyana’daki sivil topluma yönelik diplomatik müdahalesi sırasında da ortaya çıktı. Dönemin Türkiye Viyana Başkonsolosu Asip Kaya’nın desteklediği bazı dernek yapılanmaları, finansal sorunlarını her fırsatta dile getirerek para talep etti.

Büyükelçi Ozan Ceyhun’un katıldığı bir toplantıda, YTB’den alınan yıllık 50 bin Euro’luk bütçenin kullanımıyla ilgili soru sorduğumda, dernek başkanı aynı akşam bana saldırmak istedi.

Ellerim arkadan bağlı duruş sergileyerek fiili müdahaleyi engelledim. Yanımızda UID Başkanı Mahmut Koç ve dönemin Ticaret Müşaviri bulunuyordu; ayrıca Avusturya Gündem sorumlusu Özden Çelik, Yasin Şahin ve birçok iş insanı da hazır bulundu. Olayın akşamı Damak Restoran’a geçtiğimizde, mekan sahibi Volkan Akın, saldırının kendisine yapılmış sayılacağını belirtti; bu, Virgül’ün etrafında sahte bir güven duvarı oluşturanların cesaret göstermesine yol açmıştı. Ama Virgül, Volkan gibi gerçek dostlarının farkındaydı…

Bu örnek, devlet tarafından atanmış bir dernek başkanının bile gazeteciye fiili ve sözlü saldırıda bulunabilecek kadar özgüven geliştirebildiğini gösteriyor. Üstelik bu tür örnekler çoğaltılabilir.

Okurlarımızın Dayanışması

Der Virgül, Türkiye’de yalnızca gazetecilik yaptığı için tutuklananlara destek sunuyor. Gazetemize “hangi tastan yiyorsunuz” veya “kimin kucağına oturmuşsunuz” gibi eleştiriler yönelten okuyucuların kelime hazinesi sınırlı; bu, bağımsızlığımızı daha da değerli kılıyor.

Geçtiğimiz aylarda Der Virgül, sunucu [server] ücretini 13 ay ödeyemediği için erişime kapandı. Okurlarımızın 10 Euro’dan başlayan katkılarıyla, küçük ama onurlu dayanışmalar sayesinde yeniden yayına döndük.

Soruyoruz: Eğer gerçekten birilerinin “kucağına oturmuş olsaydık”, neden kiramızı dahi ödeyemiyorduk? Der Virgül’ün arkasında karanlık fonlar, patronlar veya siyasi merkezler yok. Sadece okurlarının iradesi var.

Der Virgül ne hakaretlerinizle yön değiştirir ne de demagojinin aparatı olur. Yorum yazmadan önce haberlerimizi okuyun. Okuyun ki, sonra silmek zorunda kalmayın.

Ve sakın unutmayınız ki eleştirileriniz, ancak bilgili bir okur perspektifiyle anlam kazanır ve tarafımızca ciddiye alınır…|© DerVirgül

Yayınlama: 22.02.2026
Düzenleme: 22.02.2026
A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.