Kapitalizmin İki Yüzü | Piyasa Evrensel, Siyaset Milliyetçi
| Adem Hüyük
Marketler zinciri Billa, faaliyet gösterdiği AB ülkelerinde yürüttüğü kampanyalarda “çeşitliliği” öne çıkarıyor. Şubelerinde farklı göçmen grupların çalıştığını veya çalışabileceğini vurgulayan reklam dili, kapsayıcı bir toplumsal tablo sunuyor.
Ancak bu tablo yalnızca insan hakları duyarlılığı değil; aynı zamanda sermayenin işgücü ihtiyacına dayalı bir strateji.
Burada karşımıza klasik bir çelişki çıkıyor: Kapitalizm dönemsel olarak ırkçı söylemleri besleyen siyasal alanla birlikte var olurken, ekonomik alanda evrenselci davranmak zorundadır.
Avusturya’da ekonomik gerçeklik ile siyasal söylem arasındaki mesafe her geçen gün büyüyor.
Bir yanda şirketler – özellikle perakende, lojistik, bakım ve turizm sektörleri – göçmen emeği olmadan sistemin sürdürülemeyeceğini biliyor. Çeşitlilik artık kurumsal iletişimin doğal parçası.
Diğer yanda siyasal alan, göçü hâlâ bir “sorun”, “yük” veya “tehdit” olarak tartışıyor. Bu çelişki yalnızca aşırı sağa ait değil; merkez partiler de benzer bir ikilemle karşı karşıya.
Piyasa Çok Kültürlü, Siyaset Seçici: Avusturya’da Merkezin Sağa Kayışı
FPÖ: Kimlik Üzerinden Sürekli Mobilizasyon
FPÖ göç meselesini uzun süredir kültürel varoluş başlığı altında ele alıyor. Ekonomik bağımlılık gerçeğine rağmen söylem düzeyinde “Avusturya kimliği” merkezde tutuluyor. Göçmen emeğinin piyasa için vazgeçilmez oluşu siyasal anlatıda geri plana itiliyor. FPÖ için mesele ekonomi değil; seçmen mobilizasyonu.
ÖVP: Ekonomik Pragmatizm, Siyasal Sertlik
ÖVP ise daha karmaşık bir pozisyonda. İş dünyasıyla organik bağları olan parti, ekonomik aktörlerin ihtiyaçlarını biliyor. Nitelikli işgücü açığı, bakım krizi ve turizm sektöründeki personel eksikliği açık gerçekler. Ancak parti, seçim kampanyalarında sınır güvenliği ve entegrasyon sertliği üzerinden pozisyon alabiliyor. Bu bir çelişki değil; bilinçli bir denge siyaseti. ÖVP’nin ikili dili şöyle özetlenebilir: Ekonomiye göçmen gerekir, siyasete kontrol söylemi hâkimdir.
SPÖ: Sosyal Devletten Güvenlik Söylemine
Daha dikkat çekici olan, SPÖ’nün geçirdiği dönüşüm. Tarihsel olarak işçi hareketinin partisi olan SPÖ, uzun yıllar göçmen işçilerle yan yana örgütlendi. Ancak son dönemde parti, özellikle mavi yakalı seçmeni kaybetme korkusuyla göç tartışmasında daha temkinli, hatta sağa yakın bir dil benimsiyor. “Düzenli göç”, “sınırların korunması” ve “sosyal sistemin sürdürülebilirliği” gibi kavramlar söylemde öne çıkıyor. Bu durum, merkez siyasetin tamamında sağa kayışı gösteriyor.
Ekonomik Sistem ile Siyasal Rekabet Arasındaki Gerilim
Avusturya ekonomisi göçmen emeğine yapısal olarak bağımlı: Bakım sektörü çöker, gastronomi ayakta kalamaz, lojistik zinciri aksar, perakende personel bulamaz. Ancak siyasal rekabet, özellikle kriz dönemlerinde kimlik üzerinden yürütülüyor. Enflasyon arttığında, konut krizi derinleştiğinde veya sosyal devlet baskı altına girdiğinde, göç tartışması hızla kültürel bir eksene kayıyor. Bu yalnızca Avusturya’ya özgü değil; fakat Avusturya’da merkez partilerin dahi bu dilin dışına çıkamaması dikkat çekiyor.
Sermayenin İhtiyaca Göre Değişen Dili
Kapitalizm için belirleyici olan kimlik değil, işlevdir.
Göçmen: İşgücü açığı varsa “entegrasyon başarısıdır”; kriz varsa “sosyal yük” haline gelir. Bu nedenle büyük şirketlerin kapsayıcı dili bir ahlaki pozisyon değil, piyasa stratejisidir.
İşgücü havuzu daraldığında çeşitlilik teşvik edilir; işsizlik arttığında siyasal atmosfer sertleşir. Sermaye ulus ve dini değerleri özsel değil, biçimsel olarak kullanır. Aynı şirket farklı ülkelerde farklı ideolojik tonlar benimseyebilir. Belirleyici olan etik değil, kârlılıktır.
Avusturya’daki Tarihsel Diyalektik
Avusturya, Orta Avrupa’nın sanayi ve hizmet merkezlerinden biri olmak isterken, kimlik tartışmaları üzerinden siyasal mobilizasyon üretmeye devam ediyor.
1990’larda Balkan göçü, 2015 sonrası mülteci krizi ve pandemi dönemi ekonomik daralma dönemlerinde göç tartışması yükseldi; ancak ekonomi göçmen emeğine daha fazla ihtiyaç duydu. Bu bir çelişki değil; sistemin işleyiş mantığıdır. Kapitalizm hem ucuz ve esnek emek ister, hem de toplumsal huzursuzluğu kimlik siyaseti üzerinden yönetir.
Raflardaki Gerçek
Market raflarında çalışan Bosnalı kasiyer, Türk depo görevlisi, Suriyeli lojistik işçisi ekonomik sistemin doğal parçasıdır. Ama seçim kampanyalarında bu gerçek çoğu zaman görünmez hale gelir. Sermaye ile siyaset arasındaki mesafe burada belirginleşir: Ekonomi entegrasyonu zorunluluk olarak görür; siyaset ise entegrasyonu tartışma konusu yapar.
Sonuç olarak; Avusturya’daki durum, kapitalizmin tarihsel diyalektiğini açıkça gösteriyor:
- Piyasa evrenseldir.
- Siyaset milliyetçi olabilir.
- Sermaye pragmatiktir.
- Kimlikler araçsallaştırılabilir.
Market zincirlerinin çeşitlilik kampanyaları bir toplumsal ilerleme göstergesi olmaktan çok, ekonomik zorunluluğun ifadesidir.
Gerçek soru şudur: Göçmen emeği ekonomik olarak vazgeçilmezken, siyasal düzlemde neden sürekli meşruiyet sınavına tabi tutulur?
Bu soru yanıtlanmadan, Avusturya’daki göç tartışması yapısal boyutuyla ele alınmış olamaz… | ©DerVirgül


