Otoriter zihniyet milliyet değiştirmez; yalnızca üniforma değiştirir
2018 yılında kaleme aldığım “İpini Koparan Polis Olacak” başlıklı yazının çıkış noktası, dönemin ÖVP-FPÖ koalisyon hükümetinde İçişleri Bakanı olan, bugün ise FPÖ Genel Başkanı görevini sürdüren Herbert Kickl’in polis alım kriterlerinde yaptığı değişiklikti.
Söz konusu düzenlemeyle, polis adaylarının girdiği değerlendirme sisteminde 982 puan üzerinden en az 400 puan alma şartı 200 puana düşürüldü.
O günlerde bu değişikliği eleştirirken, asıl dikkat çekmek istediğim nokta yalnızca sınav puanının düşürülmesi değildi. Esas kaygım, eğitim seviyesi düşük ve eleştirel düşünme becerisi sınırlı bir seçmen kitlesinin kamu otoritesi içinde daha kolay yer bulmasının doğurabileceği sonuçlardı. Çünkü polislik yalnızca fiziksel yeterlilik gerektiren bir meslek değil; aynı zamanda hukuk devleti, insan hakları ve demokratik değerleri içselleştirmeyi zorunlu kılan bir kamu görevidir.
Ancak süreç beklenildiği gibi gelişmedi.
FPÖ’nün polis alımlarını kolaylaştırma politikası, artan personel ihtiyacını karşılamaya yetmedi. Polis teşkilatındaki açık, zamanla göçmen kökenli Avusturya vatandaşlarının daha fazla istihdam edilmesiyle kapatılmak zorunda kaldı.
Bugün Avusturya Emniyeti bünyesinde Afrikalı, Pakistanlı, Sırp, Macar, Arap ve Türkiye kökenli çok sayıda polis memuru görev yapmaktadır.
Zira bir polis memurunun kimliği, etnik kökeni ya da dini değil; bağlı olduğu hukuk düzeni belirleyicidir. Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin 1979 tarihli ve 690 sayılı Polis Hakkında Bildirisi, polisi; vatandaşları ve toplumu şiddete, mala zarar verilmesine ve kanunla tanımlanmış diğer hukuka aykırı fiillere karşı korumakla yükümlü kamu görevlisi olarak tanımlar.
Teoride görev tanımı nettir.
Ancak pratikte her zaman yalnızca hukuk işlemeyebilir.
Bazı göçmen kökenli polis memurlarının, ailelerinden veya yetiştikleri ülkelerin güvenlik kültüründen taşıdıkları otoriter refleksleri meslek hayatına yansıttıkları yönünde tartışmalar zaman zaman kamuoyuna da yansımaktadır. Hukuk devleti yerine güç odaklı polis anlayışının baskın olduğu toplumlarda şekillenen bazı davranış kalıplarının, Avusturya’nın demokratik polis kültürüyle her zaman uyum göstermediği yönünde eleştiriler dile getirilmektedir.
Geçmişte benimsediğim ideolojik duruş ve siyasi faaliyetlerim nedeniyle Avusturya kolluk kuvvetleriyle defalarca karşı karşıya geldim. Bu nedenle, bir polis memurunun henüz hakkında kesinleşmiş bir hüküm bulunmayan kişiye nasıl davranması gerektiğini yalnızca teorik olarak değil, bizzat yaşayarak öğrenmiş biriyim.
Tam da bu nedenle, göçmen kökenli polis memurlarının tamamını zan altında bırakmadan şu tespiti yapmak gerektiğine inanıyorum: Gazetemize ulaşan çok sayıdaki şikâyet, bazı polis memurlarının üniformanın sağladığı otoriteyi hukukun çizdiği sınırların ötesinde algıladığını göstermektedir. Özellikle aynı göçmen kökenden geldikleri insanlara karşı zaman zaman daha sert, daha buyurgan ve güç gösterisine dayalı bir tutum sergileyen örneklerle karşılaşıyoruz.
Elbette bunlar bütün polis teşkilatını ya da tüm göçmen kökenli polisleri temsil etmez. Ancak hukuk devletinde tek bir hak ihlali bile görmezden gelinemez. Çünkü polislik mesleğinin meşruiyeti, sahip olduğu yetkiden değil; o yetkiyi hukuka bağlı kalarak kullanmasından doğar.
Kendi tanıklıklarıma dayanarak söyleyebilirim ki, görev sırasında vatandaşlara Türkçe küfür eden veya aşağılayıcı ifadeler kullanan Türkiye kökenli polis memurlarıyla karşılaştım. Böyle davranışlar, yalnızca meslek etiğine değil, polislik mesleğinin tarafsızlık ve saygınlık ilkelerine de aykırıdır.
Öte yandan, Avusturyalılar için “gavur” ifadesini kullanan Türkiye kökenli polis memurlarıyla da karşılaştım. Bu, yalnızca bir kelime tercihi değildir; kişinin görev yaptığı devlete ve hizmet sunduğu topluma bakışını da yansıtan bir zihniyetin göstergesidir.
Bir polis memuru, hangi kökenden gelirse gelsin, üniformayı giydiği andan itibaren etnik, dini veya ideolojik aidiyetleriyle değil; anayasa, hukuk devleti ve insan hakları ilkeleriyle hareket etmek zorundadır. Devleti temsil eden bir kamu görevlisinin, hizmet verdiği toplumun herhangi bir kesimini küçümseyen veya ötekileştiren ifadeler kullanması, mesleğin tarafsızlığına zarar verir.
Sorun, kişinin göçmen kökenli olması değildir. Sorun, demokratik polis kültürünü içselleştirememesidir. Çünkü otoriter zihniyet milliyet değiştirmez; yalnızca üniforma değiştirir.|© DerVirgül