Değişen Düşmanlar ve Avusturya’daki Türkiye Kökenlilerin Çıkmazı

Adem Hüyük, Avusturya'nın Viyana kentinde yaşayan Türk gazetecidir. Gazetecilik kariyerinde, Avusturya'daki Türk toplumu, göçmen politikaları ve Avrupa'daki Türk diasporası üzerine analizler kaleme almıştır. ****Deutsch: Adem Hüyük ist ein türkischer Journalist, der in Wien, Österreich lebt. In seiner journalistischen Laufbahn hat er Analysen über die türkische Gemeinschaft in Österreich, Migrationspolitik und die türkische Diaspora in Europa verfasst.

Türkiye’de siyasi hafızanın ne kadar hızlı değişebildiğine defalarca tanık olduk. Dün “düşman” ilan edilenler, bugün farklı ittifakların veya siyasi hesapların içinde yeniden değerlendirilebildi; dün “dost” olarak görülenler ise kısa süre sonra tehdit olarak tanımlanabildi. Fethullah Gülen cemaati, Süleymancılar ve PKK üzerinden yaşanan tartışmalar, bu değişken siyasi dilin farklı örneklerini oluşturuyor. 

Bu durum toplum açısından önemli bir soruyu beraberinde getiriyor: 

Değişen gerçekten siyasi aktörlerin tutumları mı, yoksa bize anlatılan siyasi hikâye mi? 

İttifakların, düşmanlıkların ve dostlukların bu kadar hızlı değiştiği bir ortamda vatandaşın siyasi söylemlere duyduğu güven de doğal olarak zedeleniyor. İnsanlar artık yalnızca “Kim kimin yanında?” sorusunu değil, “Yarın kimin yanında olacaklar?” sorusunu da sormaya başlıyor. 

Türkiye’nin değişken siyasi hafızası 

Türkiye’nin siyasi tarihini şekillendiren şey, Cumhuriyet’le birlikte gelen ve kâğıt üzerinde tanımlanan “demokrasi”nin kesintisiz biçimde işletilmesi olmadı. Askerî müdahaleler, darbeler, yasaklar, parti kapatmaları ve toplumun farklı kesimlerinden yükselerek iktidara gelen siyasi hareketler, Türkiye’nin siyasi tarihini olağan demokratik seyrinden defalarca uzaklaştırdı. 

Yakın tarihin en çarpıcı örneklerinden biri 12 Eylül 1980 darbesidir. Darbeyi gerçekleştiren Kenan Evren, darbeden sonra uzun yıllar Türkiye’yi bu kez Cumhurbaşkanı sıfatıyla yönetti. Darbeyi gerçekleştiren bir asker, daha sonra devletin en üst makamına çıktı. 

Bugün ise bambaşka bir tabloyla karşı karşıyayız. Recep Tayyip Erdoğan siyasi hayatında hapis cezası aldı; ancak yıllar sonra Türkiye’nin Cumhurbaşkanı oldu ve ülkeyi uzun süre yönetti, bugün de yönetiyor. 

Bu bile tek başına Türkiye’de siyasi kaderin ne kadar değişken olabileceğini gösteriyor. 

Dolayısıyla bugünün siyasi dengelerine bakarak yarının nasıl şekilleneceğini kesin biçimde öngörmek kolay değil. Bugün siyasi sistemin dışında, karşısında veya ağır baskı altında bulunan bir aktör, yarının iktidar ortağı, hatta ülke yöneticisi olabilir. 

Ekrem İmamoğlu veya Selahattin Demirtaş için de geleceğe ilişkin kesin hükümler vermek yerine, Türkiye’nin siyasi geçmişinin bize öğrettiği ihtimali hatırlamak gerekir: Bugünün siyasi gerçekliği, yarının gerçeği olmak zorunda değildir. 

Asıl mesele de burada ortaya çıkıyor: 

Türkiye’de siyasi aktörler mi değişiyor, yoksa “dost”, “düşman”, “terörist”, “demokrat” ve “meşru siyasetçi” tanımları mı iktidar değiştikçe yeniden yazılıyor? 

Dün “Hoca efendi”, bugün… 

Bir zamanlar “Hoca efendi” olarak anılan Fethullah Gülen’e karşı çıkanlar, uzun yıllar boyunca iktidar çevrelerinde “vesayetçi”, “darbeci” veya “eski düzenin temsilcileri” olarak gösterilirken, bugün “Hoca efendi” ifadesini kullananlar dahi farklı bir siyasi ve hukuki değerlendirmeyle karşı karşıya kalabiliyor. 

Biz haberlerimizde yıllarca “Fethullah Gülen Cemaati” ifadesini kullandığımızda bile, “Neden FETÖ demiyorsunuz?” diyerek bizi eleştiren, hatta parmak sallayanlar oldu. 

Oysa gazetecilik açısından kullanılan tanımlamanın siyasi iktidarın o günkü terminolojisine göre değiştirilmesi, başlı başına tartışılması gereken bir konu. 

Şimdi ise son gelişmeler ışığında Türkiye’nin siyasi sözlüğüne yeni bir “düşman” daha eklenmiş gibi görünüyor: 

Süleymancılar. 

İktidar, Süleymancı yapılanmasının liderini tutuklayarak bu yapıyı “suç örgütü” olarak tanımlayan bir sürecin önünü açtı. Böylece iktidarın siyasi çizgisini sorgulamadan takip eden kesimler açısından dünün müttefiklerinden veya en azından tartışmalı dini yapılanmalarından biri, bugün yeni bir “düşman” kategorisine yerleşmiş durumda. 

Fakat bütün bu değişimlerin içinde belki de en dikkat çekici olanı PKK konusundaki söylem değişikliği. 

Yıllarca “terör örgütü” ve “müzakere edilmesi mümkün olmayan bir yapı” olarak tanımlanan PKK konusunda bugün “Terörsüz Türkiye” sloganı öne çıkıyor. PKK’nın silah bırakması ve yeni bir çözüm sürecinin başlaması yönündeki adımlar, Cumhuriyet tarihinin en önemli siyasi hamlelerinden biri olarak karşımızda duruyor. 

Burada elbette sürecin sonucunun ne olacağını bugünden söylemek mümkün değil. Ancak siyasi hafızamız bize önemli bir şey söylüyor: 

Türkiye’de dünün düşmanı bugün muhatap, dünün dostu ise bugün suç örgütü olabilir. Dün savunulan bir kişi veya yapı bugün suçlanabilir; dün suçlanan bir aktör ise yarın yeniden siyasetin merkezine oturabilir. 

Bu nedenle vatandaşın kafasındaki asıl soru belki de “Kim haklı?” sorusundan önce geliyor: 

Değişen siyaset mi, yoksa iktidarın değişen ihtiyaçlarına göre yeniden yazılan siyasi anlatı mı? 

Gelelim Avusturya’ya… 

Asıl çıkmaz da burada başlıyor. 

Çünkü Türkiye’de yaşanan bu siyasi savrulmalar yalnızca Türkiye’de yaşayanları değil, Avusturya’daki Türkiye kökenli toplumu da doğrudan etkiliyor. 

Avusturya’da yaşayan Türkiye kökenli insanlar, bir yandan yaşadıkları ülkenin siyasi gerçekleriyle, diğer yandan Türkiye’den taşınan siyasi kamplaşmalarla karşı karşıya kalıyor. 

Türkiye’de dün “dost” kabul edilen bugün “düşman”, dün “düşman” ilan edilen bugün “muhatap” olduğunda, bu değişimin yansımaları Avusturya’daki topluma da taşınıyor. 

Bir dönem Fethullah Gülen yapılanmasına yakın olanlarla olmayanlar birbirinden ayrılıyor, insanlar birbirlerini suçluyor; bugün aynı toplumun içinde Süleymancılar üzerinden yeni bir ayrışma yaşanıyor. 

PKK konusunda yıllardır oluşmuş sert siyasi söylem değişirken, bu kez toplumun bir başka kesimi ne düşüneceğini, hangi pozisyonu alacağını yeniden sorgulamak zorunda kalıyor. 

Üstelik bütün bunlar Avusturya’da yaşayan insanların günlük hayatını doğrudan ilgilendiren Avusturya siyasetiyle iç içe geçiyor. 

İşte Türkiye kökenli toplumun asıl çıkmazı burada. 

Biz Avusturya’da mı yaşıyoruz, Türkiye’nin siyasi tartışmalarını mı yaşıyoruz? 

Daha da önemlisi, Türkiye’de siyasi iktidarın dün söylediğine inanıp bugün söylediğine de aynı kesinlikle inanmak zorunda mıyız? 

Çünkü dünün doğrusu bugün yanlış, dünün yanlışı bugün doğru olabiliyorsa; dünün dostu bugün düşman, dünün düşmanı bugün muhatap olabiliyorsa, insanın kendi siyasi muhakemesini oluşturması giderek zorlaşıyor. 

Belki de burada asıl mesele siyasetin değişkenliği değil, insanların kendi düşüncelerini iktidarların değişen söylemlerine göre değiştirmeye başlamasıdır. 

Demokratik toplumlarda siyasetçilerin ve siyasi partilerin tutum değiştirmesi olağandır. Asıl tehlike, toplumun bu değişimleri sorgulamadan takip etmesi ve dün savunduğunun bugün neden yanlış, dün karşı çıktığının ise bugün neden doğru olduğunu sormaktan vazgeçmesidir. 

Çünkü siyasi hafızasını başkalarının yazmasına izin veren bir toplum, yalnızca bugünü değil, yarını da başkalarının belirlediği bir siyasete teslim eder. | ©DerVirgül 

Yayınlama: 19.08.2026
A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.