Avusturya’da Katolik din dersi bahanesiyle hedef yine Müslümanlar

Avusturya’da Katolik din dersi bahanesiyle hedef yine Müslümanlar

| Adem Hüyük  

Viyana’da henüz kesinleşmemiş bir ders programı üzerinden başlayan tartışma, bulvar basını ve FPÖ tarafından “Müslüman öğrencilere ayrıcalık” iddiasına taşındı. Eğitim Müdürlüğü ise farklı kurallar uygulanmadığını ve kendilerine herhangi bir şikâyet ulaşmadığını söylüyor. 


Avusturya’nın günlük bulvar gazetelerinde yer alan haberlerde, Katolik din dersinde yaşanan bir ders programı sorunu anlatılırken, yasalar ve eğitim sistemi açısından aynı çerçevede yürütülen İslam din dersi de tartışmanın karşı tarafına yerleştiriliyor. Böylece bir okulun ders programıyla ilgili sorun, kısa sürede “Hristiyan öğrenciler dezavantajlı, Müslüman öğrenciler ayrıcalıklı mı?” tartışmasına dönüştürülüyor. 

Oysa ortadaki temel mesele çok daha basit: Bir öğrenci din dersi nedeniyle Almanca, matematik veya başka bir zorunlu dersi kaçırıyorsa, bunun çözümü hangi dine mensup öğrencinin daha avantajlı olduğunu tartışmak değil, ders programını bütün öğrenciler açısından doğru biçimde düzenlemek olmalı. 

Viyana’nın Favoriten semtindeki Tesarekplatz İlkokulu’nda yaşanan tartışma da tam olarak bu noktadan başladı. 

Bir öğrencinin annesi Heute gazetesine yaptığı açıklamada, oğlunun Katolik din dersine katılabilmek için zaman zaman Almanca, matematik veya başka bir dersten çıkarıldığını öne sürdü. Anneye göre çocuk, kaçırdığı derslerde işlenen konuları daha sonra telafi etmek zorunda kalıyor. 

Velinin bir başka iddiası ise İslam din dersinin farklı organize edildiği yönünde. Anne, İslami din dersi için ayrı saatler bulunduğunu ve Müslüman öğrencilerin bu nedenle diğer zorunlu dersleri kaçırmadığını savunuyor. 

İşte tartışmanın bu noktasında mesele bir anda “Katolik öğrenciler ve Müslüman öğrenciler” karşılaştırmasına dönüşüyor. 

FPÖ hemen devreye girdi 

FPÖ Viyana Eğitim Sözcüsü Maximilian Krauss, annenin iddialarını siyasi tartışmanın merkezine taşıdı. 

Krauss, eğer Hristiyan öğrenciler Almanca veya matematik gibi zorunlu dersleri din dersi nedeniyle kaçırırken İslami din dersi için farklı bir uygulama yapılıyorsa bunun açıklanması gerektiğini savundu. 

FPÖ’lü siyasetçi, “farklı standartlara” izin verilmemesi gerektiğini belirterek, bütün dini topluluklar için aynı kuralların uygulanmasını istedi. 

İlk bakışta bu talep makul görünebilir: Elbette okulda öğrenciler dinleri nedeniyle farklı muamele görmemeli. 

Ancak burada kritik bir soru ortaya çıkıyor: 

Gerçekten farklı bir kural mı uygulanıyor? 

Eğitim Müdürlüğü: “Bize böyle bir şikâyet gelmedi” 

Viyana Eğitim Müdürlüğü’nün açıklaması, tartışmanın en önemli kısmını oluşturuyor. 

Müdürlük, söz konusu olayla ilgili ne okul yönetimine ne de Eğitim Müdürlüğü’ne herhangi bir şikâyet ulaştığını belirtiyor. 

Dahası, temel kuralın bütün dini topluluklar açısından aynı olduğu ifade ediliyor: İki zorunlu ders aynı anda yapılamaz. 

Yani ortada Katolik öğrenciler için başka, Müslüman öğrenciler için başka bir mevzuat bulunduğuna ilişkin Eğitim Müdürlüğü tarafından doğrulanmış bir bilgi yok. 

Üstelik söz konusu okulun ders programı da henüz kesinleşmiş değil. 

Eğitim Müdürlüğü’ne göre ders programı halen hazırlanıyor. Din dersi gruplarının kesin biçimde oluşturulabilmesi için öğrencilerin nihai kayıtlarının belirlenmesi gerekiyor. Okul yönetimi de din derslerinin diğer derslerle çakışmaması için çalışma yürütüyor. 

Dolayısıyla haber konusu edilen durumun geçici bir ders programından kaynaklanıyor olma ihtimali de bulunuyor. 

Peki şikâyet nereye yapıldı? 

Burada ister istemez başka bir soru ortaya çıkıyor: 

Eğer Eğitim Müdürlüğü’ne herhangi bir şikâyet ulaşmadıysa, sorun neden öncelikle medyada gündeme getirildi? 

Elbette bir velinin doğrudan gazeteye konuşması başlı başına bir sorun değildir. Her vatandaşın yaşadığını düşündüğü bir problemi kamuoyuna taşıma hakkı vardır. 

Ancak eğitim makamlarının “bize böyle bir şikâyet ulaşmadı” demesi, tartışmanın nasıl şekillendiğini sorgulamayı gerekli kılıyor. 

Çünkü henüz kesinleşmemiş bir ders programı üzerinden konu önce medyaya, ardından siyasi açıklamalara taşınıyor ve çok kısa sürede “Hristiyan çocuklar dezavantajlı, Müslüman çocuklar ayrıcalıklı” çerçevesine oturtuluyor. 

Burada artık yalnızca bir ders programından söz etmiyoruz. 

Neden özellikle İslam din dersi karşıya konuluyor? 

Asıl dikkat çekici nokta da burada. 

Katolik din dersinde yaşanan bir organizasyon probleminin çözümü, doğal olarak okulun ders programında aranmalıdır. 

Bir öğrenci Almanca veya matematik dersini kaçırıyorsa, okul yönetiminin görevi öğrencinin zorunlu dersini kaybetmemesini sağlamaktır. 

Bunun için başka bir dinin öğrencilerini örnek göstermek zorunlu değildir. 

Fakat Avusturya’nın bulvar basınında mesele farklı bir çerçeveye taşınıyor: Katolik öğrenciler bir tarafta, Müslüman öğrenciler diğer tarafta. 

Böylece eğitim sistemindeki teknik bir planlama sorunu, dini kimlikler üzerinden bir karşılaştırmaya dönüşüyor. 

Bu yaklaşımın özellikle Avusturya’da Müslüman göçmenler hakkında zaten var olan tartışmalar düşünüldüğünde nasıl bir kamuoyu etkisi yaratabileceği de sorgulanmalı. 

“İslam din dersi için özel düzenleme yapılıyor”, “Müslüman çocuklar diğerlerinden daha avantajlı” veya “Hristiyan çocuklar dezavantajlı bırakılıyor” şeklindeki bir anlatı, somut olarak doğrulanmamış olsa bile toplumda belirli bir algının oluşmasına katkıda bulunabilir. 

Dolayısıyla burada sorulması gereken yalnızca “Kim hangi saatte din dersi alıyor?” sorusu değildir. 

Bir başka soru da şudur: 

Neden bir ders programı problemi bu kadar hızlı biçimde Müslüman öğrenciler üzerinden bir eşitsizlik tartışmasına dönüştürülüyor? 

Din dersleri birbirinin rakibi değil 

Katolik din dersi ile İslam din dersinin karşı karşıya getirilmesi de ayrıca tartışılmalı. 

Avusturya’da devlet tarafından tanınan farklı dini toplulukların öğrencileri için din eğitimi, belirli yasal çerçeveler içerisinde yürütülüyor. Dolayısıyla mesele “hangi dinin öğrencisi daha fazla ders saati alıyor?” şeklinde bir yarışa dönüştürülmemeli. 

Bir Katolik öğrencinin hakkı, bir Müslüman öğrencinin hakkının azaltılmasıyla korunmaz. 

Aynı şekilde Müslüman öğrencilerin sahip olduğu yasal hakların tartışılması da Katolik öğrencilerin mağduriyeti üzerinden yapılmamalıdır. 

Eşitlik, bir grubun hakkını diğer grubun karşısına koymak değil, herkes için aynı kuralları uygulamaktır. 

Bu nedenle eğer Tesarekplatz İlkokulu’nda bir öğrenci zorunlu dersini kaçırıyorsa yapılması gereken açıktır: Ders programı düzeltilmeli ve öğrencinin kaybettiği eğitim süresi telafi edilmelidir. 

Bunun için Müslüman öğrencilerin gündeme getirilmesine gerek yoktur. 

Bir başka okulda da benzer tartışma 

Heute birkaç gün önce Viyana’daki Sir Karl Popper İlkokulu’nda da benzer bir konuyu gündeme getirmişti. 

Bu kez bir veli, okulda Katolik din dersinin artık verilmemesinden şikâyet etti. İddiaya göre çocukların ya dersten çıkarılması ya da bu ders için başka bir okula götürülmesi gerekiyordu. 

Aynı okulda ise İslami din dersinin devam ettiği ve ayrıca haftalık Arapça dersinin de bulunduğu belirtildi. 

Ancak Viyana Eğitim Müdürlüğü burada da önemli bir açıklama yaptı: Okulda Katolik din dersini verecek yeterli nitelikte bir öğretmen bulunmuyor. 

Dolayısıyla burada da mesele doğrudan “Müslümanlara tanınan bir ayrıcalık” olarak açıklanabilecek durumda değil. Ortada öğretmen ve organizasyon kaynaklı bir sorun bulunuyor. 

Asıl tartışılması gereken 

Viyana’daki bu örnek, Avusturya’da eğitim, din ve göç tartışmalarının nasıl kolaylıkla birbirine bağlanabildiğini gösteriyor. 

Bir okulda ders programı sorunu yaşanabilir. Bir din dersinin öğretmeni bulunamayabilir. Bir öğrenci zorunlu dersini kaçırabilir. Bunların hepsi eğitim sisteminin çözmesi gereken gerçek problemlerdir. 

Fakat bu sorunların çözümü, Katolik öğrencileri Müslüman öğrencilerle karşı karşıya getirmek değildir. 

Üstelik Eğitim Müdürlüğü açıkça “aynı kurallar bütün dini topluluklar için geçerli” derken ve ilgili ders programının henüz kesinleşmediğini belirtirken, meseleyi “Müslümanlara ayrıcalık” tartışmasına dönüştürmek ayrıca sorgulanmalıdır. 

Çünkü burada mesele yalnızca bir ders programı değildir. 

Mesele, eğitim alanındaki bir sorunun neden tekrar tekrar Müslüman göçmenler üzerinden okunması ve kamuoyuna bu çerçevede sunulmasıdır. 

Belki de sorulması gereken en basit soru şudur: 

Çocukların eğitim hakkını savunmak için gerçekten başka çocukları hedef göstermek gerekiyor mu? | ©Der Virgül 

A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.