Ben Avusturya’ya Geldim, Siz Gelmeyin! | Göçmenin Göçmene Bakışı

Ben Avusturya’ya Geldim, Siz Gelmeyin! | Göçmenin Göçmene Bakışı

| Adem Hüyük  

İnsan bazen geldiği yolu unutuyor. 

Avusturya örneğinde görüleceği gibi; bir ülkeye yıllar önce göç eden, başlangıçta yabancılık, dışlanma, ekonomik zorluk ve kültürel uyum sorunları yaşayan bazı göçmenler, zaman içinde kendilerine yeni bir hayat kuruyor. Çocukları o ülkede doğuyor, dili öğreniyor, eğitim alıyor, iş sahibi oluyor ve toplum içinde daha görünür bir konuma geliyor. 

Sonra başka bir göç dalgası geliyor. 

Bu kez gelenler daha yoksul, daha eğitimsiz, daha farklı kültürel özelliklere sahip veya savaş ve krizlerden kaçmış insanlar olabiliyor. İşte tam bu noktada ilginç bir sosyolojik paradoks ortaya çıkıyor: 

Dün kendisi göçmen olan insan, bugün kendisinden sonra gelen göçmeni neden istemiyor? 

Bu soru yalnızca siyasetle açıklanabilecek bir soru değil. Daha doğrusu, bunun içinde bireysel pragmatizm var. Bunun yanında insan psikolojisi, sınıf, statü, aidiyet ve toplumsal hafıza da önemli bir rol oynuyor. 

Çünkü insan, bulunduğu konumu yalnızca kendinden önce gelenlerle değil, kendisinden sonra gelenlerle de tanımlıyor. 

Bir zamanlar kendileri için her şeyin yabancı olduğu bu göçmenler, geçen yıllar içinde bulundukları ülkede, kısmen de olsa, kendilerine bir yer edinmiş ve yaşam standartlarını yükseltmiş durumdalar. Zamanla toplum içinde belirli bir ekonomik ve sosyal konuma ulaşan bu kesimin bir bölümü, kendisinden sonra gelen göçmenleri ise aynı ölçüde kabul etmiyor. 

Sonradan gelenlerin “entegre olamadığı”, “kurallara uymadığı” veya “topluma ayak uydurmadığı” yönündeki eleştiriler giderek sertleşebiliyor. Oysa bu eleştirileri yapanların bir kısmı, bir zamanlar kendilerinin de benzer bir yabancılık sürecinden geçtiğini unutuyor. 

Burada devreye bireysel pragmatizm giriyor. 

İnsan, elde ettiği yaşam standardını, ekonomik konumunu ve toplumsal statüsünü kaybetme korkusuyla kendisinden sonra gelenleri bir tehdit olarak algılayabiliyor. Kendisinin sahip olduğu imkânların yeni gelenlerle paylaşılmasını istemeyebiliyor. Böylece dün kendisinin karşı karşıya kaldığı dışlanmayı, bugün başkasına yöneltebiliyor. 

Sonuçta, bir zamanlar göçmen olarak geldiği ülkenin sınırlarının daha fazla göçmene açılmasına karşı çıkan ve hatta göçmen karşıtı politikaları savunan aşırı sağcı siyasi partilere oy veren bir göçmen profili ortaya çıkabiliyor. 

Bu noktada ortaya oldukça çarpıcı bir paradoks çıkıyor: 

Dün kendisi için açılan kapının, bugün kendisinden sonra gelenlere kapanmasını istemek… 

“Ben onlardan değilim” duygusu 

Göçmenin ilk yıllarında “yabancı” olduğu açıktır. Fakat zaman geçtikçe insan bulunduğu toplumda bir yer edinmeye başlar. 

Dil öğrenir, çalışır, vergi öder, ev satın alır, çocuklarını üniversiteye gönderir. 

Bir süre sonra kendisini artık “yeni gelen” olarak değil, “yerleşmiş olan” olarak görmeye başlayabilir. 

Tam da burada yeni bir ayrım ortaya çıkar: 

“Ben göçmenim” yerine “Ben onlardan değilim.” 

Yeni gelen göçmen, eski göçmenin kendi geçmişini hatırlatabilir. Bu nedenle mesele bazen yalnızca ekonomik rekabet değildir. Yeni gelen, eski göçmenin geçmişte yaşadığı yoksulluğu, yabancılığı ve toplumsal aşağılanmayı da hatırlatır. 

İnsan ise çoğu zaman geçmişindeki acılarla yüzleşmek yerine, geçmişinden uzaklaşmayı tercih eder. 

Merdiveni çıkan neden merdiveni çekiyor? 

Sosyolojik açıdan belki de en çarpıcı mesele burada ortaya çıkıyor. 

Bir insan toplumda yükseldikçe, kendisinden aşağıda gördüğü gruplarla arasına mesafe koymaya başlayabiliyor. 

Dün kendisine “yabancı” denilen kişi, bugün başka bir yabancıya aynı kelimeyle bakabiliyor. 

Dün kendisi için “entegrasyon” talep edilen kişi, bugün yeni gelenlerden “uyum sağlamalarını” istiyor. 

Dün kendisine kapı açılmasını isteyen kişi, bugün kapının daha fazla açılmasına karşı çıkabiliyor. 

Bu durum yalnızca göçmenler için geçerli bir insan davranışı da değil. 

İnsan, elde ettiği statüyü korumak için kendisinden daha aşağıda gördüğü gruplarla arasına sınır koyabiliyor. 

Sosyolog Pierre Bourdieu’nün sınıf ve kültürel sermaye üzerine düşünceleri açısından bakıldığında, toplumsal statü yalnızca ekonomik güçle değil; dil, eğitim, yaşam biçimi ve kültürel davranışlarla da yeniden üretiliyor. 

Dolayısıyla yıllar önce gelen göçmen ile bugün gelen göçmen arasında zamanla bir statü mesafesi oluşabiliyor. 

Aşırı sağın sunduğu cazip teklif 

Tam bu noktada aşırı sağ siyaset devreye giriyor. 

FPÖ veya AfD gibi partiler yalnızca “göçmen karşıtlığı” üzerinden değil, aynı zamanda bazı göçmenlere şu mesajı verebiliyor: 

“Sen artık eskisi gibi değilsin. Sen bu toplumun parçasısın. Sorun yeni gelenler.” 

Bu, psikolojik olarak güçlü bir mesajdır. 

Çünkü bireye yeni bir kimlik sunar. 

“Göçmen” kimliğinden uzaklaşıp “yerleşmiş vatandaş”, “kurallara uyan insan”, “çalışan ve vergi ödeyen kişi” kimliğine geçiş imkânı verir. 

Böylece insan, kendisiyle yeni gelenler arasında bir sınır çizer. 

Bir zamanlar kendisine yöneltilen “yabancı” bakışının bu kez kendisi tarafından başkasına yöneltilmesi mümkün hale gelir. 

Elbette her göçmenin aşırı sağa yönelmesini yalnızca bu psikolojik mekanizma ile açıklamak mümkün değildir. Ekonomik çıkarlar, güvenlik kaygıları, kültürel değerler, siyasal tercihler ve mevcut hükümetlere yönelik tepkiler de seçmen davranışında rol oynayabilir. 

Ancak bazı göçmenlerin kendi geçmişleriyle çelişen biçimde göçmen karşıtı politikalara yönelmesini anlamak için statü, aidiyet ve geçmişten kopma arzusunu da hesaba katmak gerekir. 

Hafıza neden bu kadar çabuk unutulur? 

Burada daha felsefi bir soru ortaya çıkıyor: 

İnsan neden kendisinin yaşadığı dışlanmayı başkasına uygulayabiliyor? 

Belki de çünkü insan yalnızca geçmişini hatırlayan bir varlık değildir; aynı zamanda geçmişinden kurtulmak isteyen bir varlıktır. 

Kendisinin yaşadığı yoksulluğu unutmak ister. 

Kendisine söylenen aşağılayıcı sözleri unutmak ister. 

İlk geldiği günlerde yaşadığı yalnızlığı unutmak ister. 

Ve bazen kendi geçmişinden uzaklaşmanın en kolay yolu, kendisinden daha yeni gelenlere mesafe koymaktır. 

Bu nedenle bazı göçmenlerin aşırı sağa yönelmesini yalnızca “ırkçılık” kavramıyla açıklamak yetersiz kalabilir. 

Burada statü kazanma arzusu, aidiyet ihtiyacı, ekonomik kaygılar ve geçmişten kopma isteği de vardır. 

“Ben geldim, siz de gelmeyin” 

Ortaya tuhaf bir cümle çıkar: 

“Ben geldim, çalıştım, kurallara uydum. Siz de aynı şeyi yapın.” 

Bu cümle ilk bakışta adil görünebilir. 

Fakat hemen arkasından başka bir soru gelir: 

Peki sen geldiğinde şartlar nasıldı, bugün gelenlerin şartları nasıl? 

Göç dalgaları aynı değildir. 

Ekonomik krizler, savaşlar, eğitim düzeyi, Avrupa’nın göç politikaları, iş piyasası ve sosyal devletin yapısı zaman içinde değişir. 

Dolayısıyla geçmişte gelen herkesin kendi hikâyesini bugünün göçmenine ölçü olarak dayatması da başlı başına bir adaletsizlik yaratabilir. 

Çünkü kişinin kendi başarısı gerçek olabilir. Fakat kendi başarı hikâyesini herkes için değişmez bir ölçü haline getirmek, farklı tarihsel ve toplumsal koşulları görmezden gelmek anlamına gelebilir. 

Asıl mesele: İnsan ne zaman “biz”den vazgeçer? 

Belki de tartışılması gereken asıl soru budur. 

Bir insan kendisini hangi noktada “biz”in içinde görür? 

Ve hangi noktada başka bir göçmeni “onlar” kategorisine yerleştirir? 

Sosyolojinin en önemli meselelerinden biri zaten budur: 

Biz ve onlar nasıl yaratılır? 

Bugün Almanya veya Avusturya’da yıllardır yaşayan bir göçmen, yeni gelen bir mülteciyi “bizden biri” olarak görmek yerine “onlar” kategorisine koyabiliyorsa, burada yalnızca göç politikalarını değil, toplumun aidiyet mekanizmasını da tartışmak gerekir. 

Çünkü sınırlar yalnızca devletler tarafından çizilmez. 

İnsanlar birbirlerinin arasında da sınırlar çizer. 

Ve bazen en sert sınırlar, bir zamanlar aynı sınırın diğer tarafında duran insanlar tarafından çizilir. 

Belki de insanın kendisine sorması gereken en zor soru şudur: 

“Ben bugün başkasına baktığım yerden, dün kendime bakıldığını hatırlıyor muyum?” 

Çünkü göçmenlik yalnızca bir yer değiştirme hikâyesi değildir. 

Aynı zamanda hafıza, aidiyet, statü ve insanın kendisini kimlerden ayırdığıyla ilgili bir hikâyedir. 

Ve insan, geldiği yolu unuttuğu anda, dün kendisine kapı açanların bugün neden kapıyı kapatmak istediğini anlamakta da zorlanabilir.| ©DerVirgül  

Yayınlama: 12.09.2026
Düzenleme: 12.09.2026
A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.