Almanya ve Avusturya İsrail’i neden destekliyor?

Almanya ve Avusturya İsrail’i neden destekliyor?

| Derleyen Adem Hüyük 

Almanya ve Avusturya’nın İsrail’e yönelik politikası, özellikle Gazze’deki savaş ve İsrail hükümetinin uygulamaları nedeniyle yeniden tartışılıyor. İki ülke bir yandan İsrail’in var olma hakkını ve güvenliğini güçlü biçimde savunuyor, diğer yandan Gazze’deki sivil kayıplar, insani yardımın durumu, Batı Şeria’daki yerleşimler ve iki devletli çözümün zayıflaması konusunda İsrail hükümetine eleştiriler yöneltiyor. 

Bu durum şu soruyu gündeme getiriyor: 

Almanya ve Avusturya İsrail’i neden destekliyor? Bu desteğin temelinde Nazi geçmişi ve Holokost sorumluluğu mu bulunuyor, yoksa her iki ülkedeki Yahudi kökenli üst düzey siyasetçilerin, iş insanlarının ve Yahudi kuruluşlarının etkisi de belirleyici mi? 

Bu soruya tek bir nedenden hareketle cevap vermek mümkün değil. Ancak mevcut tarihsel ve siyasi tablo, en güçlü açıklamanın Nazi geçmişi, Holokost sorumluluğu, savaş sonrası devlet kimliği, güvenlik politikaları ve Batı ittifakı etrafında şekillendiğini gösteriyor. 

Almanya: İsrail’in güvenliği “devlet meselesi” 

Almanya’nın İsrail’e yönelik politikasının merkezinde Holokost bulunuyor. Nazi Almanyası’nın Avrupa Yahudilerine yönelik soykırımındaki sorumluluğu, savaş sonrasında Federal Almanya’nın siyasi kimliğinin temel unsurlarından biri haline geldi. 

Bu nedenle Almanya’da İsrail’in güvenliği yalnızca dış politika başlıklarından biri olarak görülmüyor. Özellikle Angela Merkel döneminden itibaren kullanılan “İsrail’in güvenliği Almanya’nın Staatsräson’udur” ifadesi, İsrail’in güvenliğinin Almanya açısından özel bir devlet sorumluluğu olarak tanımlandığını gösteriyor. 

Bu yaklaşımın mantığı şu şekilde özetlenebilir: 

  • Almanya, Yahudilere yönelik soykırımın başlıca sorumlusudur. 
  • İsrail’in kuruluşu, Holokost sonrasında Yahudi halkı için güvenli bir devlet fikriyle doğrudan bağlantılıdır. 
  • Almanya, İsrail’in güvenliğini savunmayı tarihsel sorumluluğunun bir parçası olarak görmektedir. 
  • Antisemitizmle mücadele, İsrail’in güvenliğiyle birlikte ele alınmaktadır. 

Almanya-İsrail ilişkileri üzerine yapılan araştırmalar da Holokost hafızasının bu ilişkinin temel taşlarından biri olduğunu ortaya koyuyor. Bertelsmann Stiftung’un 2025 tarihli çalışması, Holokost’un hatırlanmasını Almanya-İsrail ilişkilerinin temel unsurlarından biri olarak değerlendiriyor. 

Ancak bu tarihsel sorumluluk, Almanya’nın İsrail hükümetinin bütün kararlarını desteklediği anlamına gelmiyor. 

Avusturya: “İlk kurban” anlatısından sorumluluk kabulüne 

Avusturya’nın İsrail politikası da Nazi geçmişiyle bağlantılıdır; ancak ülkenin tarihsel yüzleşme süreci Almanya’dan farklı gelişmiştir. 

Avusturya uzun yıllar kendisini Nazi Almanyası’nın “ilk kurbanı” olarak sundu. Bu anlatıya göre Avusturya, Nazi Almanyası tarafından işgal edilmiş ve kendi iradesi dışında Nazi sistemine dahil edilmişti. Fakat bu yaklaşım, çok sayıda Avusturyalının Nazi rejimine aktif katılımını ve Nazi suçlarındaki rolünü arka plana itiyordu. 

1980’lerin sonlarından itibaren bu anlatı değişmeye başladı. Özellikle Kurt Waldheim tartışması ve ardından Franz Vranitzky’nin Avusturya’nın Nazi suçlarındaki sorumluluğunu kabul etmesi, ülkenin geçmişiyle ilişkisinde önemli bir dönüm noktası oluşturdu. 

Böylece Avusturya’da da şu anlayış güç kazandı: 

Avusturya yalnızca Nazi rejiminin kurbanı değil, aynı zamanda Nazi suçlarına katılan ve bu suçlardan sorumluluk taşıyan bir ülkedir. 

Bu tarihsel dönüşüm, İsrail’le ilişkilerin ve Yahudi toplumuyla kurulan bağların da daha fazla önem kazanmasına yol açtı. Avusturya’nın İsrail’in güvenliğine verdiği önem, Holokost hafızası ve antisemitizmle mücadele politikasıyla birlikte ifade edilmeye başlandı. 

Bu nedenle Almanya ve Avusturya’nın İsrail’e desteğini yalnızca güncel hükümetlerin tercihi olarak görmek eksik kalır. Bu destek, savaş sonrası dönemde şekillenen devlet kimlikleriyle de ilgilidir. 

İsrail devletine destek ile İsrail hükümetine destek aynı şey değil 

Almanya ve Avusturya’nın politikalarını anlamak için en önemli ayrımlardan biri şudur: 

İsrail’in var olma hakkını ve güvenliğini desteklemek, İsrail hükümetinin bütün politikalarını desteklemek anlamına gelmez. 

İki ülke genel olarak şu konularda İsrail’e destek veriyor: 

  • İsrail’in varlığının ve güvenliğinin korunması, 
  • Hamas’ın sivillere yönelik saldırılarının kınanması, 
  • Rehinelerin serbest bırakılması, 
  • İsrail’in kendisini savunma hakkı, 
  • İsrail’e yönelik antisemitik saldırılarla mücadele. 

Buna karşılık İsrail hükümetinin bazı uygulamaları konusunda eleştiriler yöneltiyorlar: 

  • Gazze’deki sivil kayıplar, 
  • İnsani yardımın Gazze’ye ulaştırılması, 
  • Sivil altyapının korunması, 
  • Batı Şeria’daki yerleşim politikası, 
  • Filistin devletinin kurulmasını zorlaştıran adımlar, 
  • İki devletli çözümün zayıflatılması. 

Almanya’nın İsrail’e yönelik desteği konusunda yapılan eleştiriler de bu ayrım etrafında yoğunlaşıyor. Bazı araştırmacılar, Almanya’nın tarihsel sorumluluğunun İsrail hükümetine yönelik eleştirileri fazla sınırladığını savunuyor. Buna karşılık Alman hükümeti, İsrail’in güvenliğini savunurken uluslararası hukuk ve insani yardım konularındaki kaygılarını da dile getiriyor. 

Gazze savaşı bu politikanın sınırlarını ortaya çıkardı 

Gazze’deki savaş, Almanya ve Avusturya’nın İsrail politikası içindeki gerilimi daha görünür hale getirdi. 

Bir tarafta 7 Ekim saldırılarının ardından İsrail’in güvenliğini savunan güçlü bir siyasi dil var. Diğer tarafta Gazze’deki sivil ölümler, insani kriz ve uluslararası hukuk tartışmaları bulunuyor. 

Bu durum özellikle Almanya’da ciddi bir tartışmaya yol açtı. Almanya’nın İsrail’e verdiği desteğin, uluslararası hukuk ihlalleri karşısında ne kadar ileri gidebileceği sorgulanıyor. Eleştirmenlere göre Holokost sorumluluğu, İsrail hükümetinin eylemlerine karşı siyasi baskının önüne geçmemeli. 

Bu eleştirinin özeti şu: 

Almanya’nın tarihsel sorumluluğu İsrail halkına ve Yahudilere karşıdır; belirli bir İsrail hükümetinin bütün kararlarını savunmayı gerektirmez. 

Almanya’daki kamuoyu araştırmaları da bu tartışmanın toplumda karşılık bulduğunu gösteriyor. GIGA’nın değerlendirmesine göre Alman kamuoyunda, Almanya’nın tarihsel sorumluluğunun İsrail devletinin bütün politikalarına otomatik destek anlamına gelip gelmediği konusunda ciddi ayrışmalar bulunuyor. 

Peki Yahudi kökenli siyasetçilerin rolü nedir? 

Almanya ve Avusturya’daki Yahudi kökenli siyasetçilerin, akademisyenlerin, gazetecilerin ve iş insanlarının siyasi tartışmalara katkı sunması mümkündür. Ancak burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekir: 

Bir kişinin Yahudi olması, onun otomatik olarak İsrail hükümetini desteklediği veya Almanya ve Avusturya’nın dış politikasını yönlendirdiği anlamına gelmez. 

Yahudi kökenli kişiler farklı siyasi görüşlere sahip olabilir: 

  • İsrail’in güvenliğini güçlü biçimde savunanlar, 
  • İsrail hükümetini eleştirenler, 
  • Filistin devletini destekleyenler, 
  • İki devletli çözümü savunanlar, 
  • Siyonizmi eleştirenler, 
  • Almanya ve Avusturya’nın İsrail politikasını yetersiz bulanlar. 

Dolayısıyla “Yahudi kökenli etkili kişiler İsrail politikasını belirliyor” iddiası, ancak belirli kişiler ve belgelenmiş faaliyetler üzerinden araştırılabilir. Bunun için siyasi bağışlar, hükümet görüşmeleri, lobi faaliyetleri, karar süreçleri ve politika değişiklikleri arasında somut bağlantılar kurulması gerekir. 

Sadece bir kişinin Yahudi kimliğinden hareketle siyasi etki sonucu çıkarmak, kanıtlanmış bir analiz değil, genelleme olur. 

Yahudi kuruluşlarının etkisi hangi alanlarda görülüyor? 

Yahudi kuruluşları Almanya ve Avusturya’da özellikle şu alanlarda etkili olabilir: 

  • Antisemitizmle mücadele, 
  • Holokost anmaları ve eğitim programları, 
  • Yahudi cemaatlerinin güvenliği, 
  • Siyasi partilerle ve hükümetlerle görüşmeler, 
  • İsrail’in güvenliği konusunda kamuoyu oluşturma, 
  • Yahudi karşıtı saldırılara karşı hukuki ve siyasi girişimler. 

Bu kuruluşların etkisi özellikle antisemitizm ve Holokost hafızası alanında önemlidir. Ancak bu durum, bütün Yahudi kuruluşlarının aynı görüşte olduğu anlamına gelmez. 

Almanya’daki Yahudi toplumunun kendi içinde de İsrail hükümetinin politikaları konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Bazı Yahudi akademisyenler ve sanatçılar, İsrail hükümetinin Gazze’deki uygulamalarını eleştirirken, bazı kuruluşlar İsrail’in güvenlik politikasını daha güçlü biçimde savunmaktadır. 

Bu nedenle “Yahudi cemaati”ni tek bir siyasi aktör gibi değerlendirmek doğru değildir. 

İş insanlarının rolü: Etki mümkündür, fakat kanıt gerekir 

İş insanları da siyasi süreçleri etkileyebilir. Bu etki şu kanallardan gerçekleşebilir: 

  • Siyasi bağışlar, 
  • Lobi faaliyetleri, 
  • Hükümetlerle doğrudan temas, 
  • Medya ve düşünce kuruluşlarına destek, 
  • İsrail’le ekonomik ve teknolojik ilişkiler, 
  • Savunma, güvenlik ve teknoloji sektörlerindeki ticari bağlar. 

Ancak burada da aynı ölçüt geçerlidir: 

Bir iş insanının Yahudi olması, onun Almanya veya Avusturya’nın İsrail politikasını belirlediğini göstermez. 

Böyle bir iddia için somut belgeler gerekir. Örneğin: 

  • Hangi kişi hangi hükümet yetkilisiyle görüştü? 
  • Hangi politika değişikliğini etkiledi? 
  • Hangi kuruluş ne kadar siyasi bağış yaptı? 
  • Hangi ekonomik çıkar, hangi dış politika kararına bağlandı? 
  • İsrail’le ticari ilişki ile siyasi karar arasında doğrudan bir bağlantı var mı? 

Bu sorular yanıtlanmadan “Yahudi iş insanları politikayı yönlendiriyor” demek, araştırma yerine varsayım olur. 

“Yahudi lobisi” kavramı neden dikkatli kullanılmalı? 

“Yahudi lobisi” ifadesi çoğu zaman birbirinden farklı aktörleri tek bir yapı gibi gösteriyor. Oysa şu gruplar birbirinden ayrılmalıdır: 

  • Almanya’daki Yahudi cemaati, 
  • Avusturya’daki Yahudi cemaati, 
  • Yahudi kültür ve din kuruluşları, 
  • İsrail yanlısı siyasi lobi kuruluşları, 
  • İsrail hükümeti, 
  • Yahudi kökenli siyasetçiler, 
  • Yahudi kökenli iş insanları, 
  • Almanya ve Avusturya devlet kurumları. 

Bu grupların amaçları ve siyasi tutumları aynı değildir. 

Ayrıca “lobi” kavramı tek başına olumsuz bir anlam taşımaz. Demokratik sistemlerde farklı toplumlar, şirketler, sendikalar, insan hakları örgütleri ve devletler siyasi karar alıcılarla görüşebilir. Sorun, lobiciliğin varlığından çok, şeffaf olmayan etki, çıkar çatışması veya demokratik denetim eksikliği olup olmadığıdır. 

Almanya ve Avusturya’nın İsrail politikasını belirleyen başlıca faktörler 

Mevcut tabloyu bir bütün olarak değerlendirdiğimizde, iki ülkenin İsrail politikasını şu faktörler üzerinden incelemek gerekir: 

  1. Nazi geçmişi ve Holokost sorumluluğu

En güçlü ve en açık tarihsel faktör budur. Almanya açısından bu sorumluluk doğrudan devlet kimliğinin merkezindedir. Avusturya’da ise geçmişle yüzleşme süreci daha geç ve daha tartışmalı gelişmiştir. 

  1. İsrail’in güvenliği

İsrail’in varlığı ve güvenliği, Almanya ve Avusturya’da antisemitizmle mücadele ve Yahudilerin güvenliğiyle bağlantılı görülmektedir. 

  1. Savaş sonrası siyasi kimlik

Almanya ve Avusturya, Nazi geçmişlerinden sonra kendilerini insan hakları, demokrasi ve antisemitizmle mücadele üzerinden yeniden tanımlamaya çalışmıştır. 

  1. Batı ittifakı ve ABD ilişkileri

İsrail’e verilen destek, yalnızca tarihsel nedenlerle değil, Almanya ve Avusturya’nın Batı ittifakı içindeki konumları ve ABD ile ilişkileriyle de bağlantılıdır. 

  1. Güvenlik ve ekonomik ilişkiler

İsrail’le istihbarat, savunma, teknoloji, güvenlik ve ticaret alanlarındaki ilişkiler de iki ülkenin politikalarında rol oynayabilir. 

  1. İç politika

Antisemitizmle mücadele, göç, aşırı sağın yükselişi, Yahudi cemaatlerinin güvenliği ve siyasi partilerin tarih anlayışı, İsrail politikasını iç politikayla da bağlantılı hale getiriyor. 

  1. Yahudi kuruluşları ve lobi faaliyetleri

Bu aktörlerin belirli konularda etkisi olabilir. Ancak etkileri, devlet politikasının tek veya ana açıklaması olarak kabul edilmemelidir. Etki iddiası, somut belgelerle incelenmelidir. 

Sonuç: Tarihsel sorumluluk nerede bitiyor? 

Almanya ve Avusturya’nın İsrail’e desteğini yalnızca “Nazi geçmişi” ile açıklamak da, yalnızca “Yahudi aktörlerin etkisi” üzerinden açıklamak da eksik kalır. 

Daha gerçekçi tablo şudur: 

Nazi geçmişi ve Holokost sorumluluğu, iki ülkenin İsrail politikasının tarihsel temelini oluşturuyor. İsrail’in güvenliği, antisemitizmle mücadele ve savaş sonrası devlet kimliği bu temeli güçlendiriyor. ABD ve Batı ittifakıyla ilişkiler, güvenlik ve ekonomik bağlar ise bu politikayı günümüzde sürdürüyor. Yahudi kuruluşları, siyasetçiler ve iş insanları belirli alanlarda etkili olabilir; fakat bu etki, kimlik üzerinden değil, somut siyasi faaliyetler üzerinden araştırılmalıdır. 

Bütün tartışmanın merkezinde ise şu soru duruyor: 

Almanya ve Avusturya’nın tarihsel sorumluluğu, İsrail devletinin güvenliğini savunmayı gerektirebilir. Ancak bu sorumluluk, İsrail hükümetinin her kararına siyasi destek vermeyi de gerektirir mi? 

Asıl tartışma burada başlıyor. 

Çünkü bir devletin var olma hakkını savunmak başka, o devletin hükümetinin bütün politikalarını savunmak başka şeydir. 

Tarihsel sorumluluk unutulmamalıdır; ancak bu sorumluluk, güncel politikaların eleştiriden muaf tutulmasının gerekçesine dönüşmemelidir.  

Mevcut İsrail hükümetinin Gazze’de yürüttüğü ve uluslararası hukuk açısından ağır suçlamalara konu olan politikalar da Nazi Almanyası’nın insanlık dışı uygulamaları nasıl eleştiriliyorsa, aynı ciddiyetle sorgulanmalıdır. |© DerVirgül  

A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.