FPÖ ile AfD’yi birleştiren ve ayıran nedir?

FPÖ ile AfD’yi birleştiren ve ayıran nedir?

Aynı gövdeden çıkan iki dal: Ancak FPÖ’nün geçmişte bulunduğu kadar sağ bir noktaya “Almanya için Alternatif” AfD’nin ulaşması muhtemelen mümkün değil. Buna rağmen Avusturya Özgürlük Partisi FPÖ, bazı konularda Alman kardeş partisinin bir adım önünde. 

Geçtiğimiz ocak ayında çok fazla dikkat çekmeyen bir ziyaret gerçekleşti. Almanya’nın Saksonya-Anhalt eyaletinde AfD’nin başbakan adayı olan Ulrich Siegmund, iki gün boyunca Salzburg’da FPÖ’lü siyasetçilerle bir araya geldi. Amacı, sağ popülist bir partinin iktidarda olmasının nasıl bir şey olduğunu görmek ve FPÖ’den deneyim kazanmaktı. Ziyarete Salzburg FPÖ Başkanı ve Eyalet Başbakan Yardımcısı Marlene Svazek ev sahipliği yaptı. 

Die Presse gazetesinden Oliver Pink’in kaleme aldığı makaleye göre, FPÖ ile AfD, bugün birbirine oldukça yakın iki parti olarak görülüyor. Ancak tarihsel kökenleri aynı değil. FPÖ, eski Nazi çevrelerinden gelen siyasetçiler tarafından kurulurken AfD’nin kurucuları, CDU’ya yakın ve ekonomik açıdan liberal profesörlerdi. Bu isimler özellikle Euro’nun kullanılmaya başlanmasına karşı çıkıyordu. 

AfD zamanla farklı bir çizgiye yöneldi ve FPÖ’ye daha fazla benzemeye başladı. Göç, kimlik politikaları ve daha sonra koronavirüs politikaları partinin temel konuları arasına girdi. 

Ancak iki parti arasında önemli bir fark var: Avusturya’da FPÖ genellikle “sağ popülist” olarak tanımlanırken, Almanya’daki AfD için özellikle Saksonya-Anhalt örneğinde, Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın değerlendirmesine dayanılarak sürekli “kesinleşmiş aşırı sağcı” ifadesi kullanılıyor. 

FPÖ daha önce bu yolu geçti 

Bir başka açıdan bakıldığında, FPÖ’nün AfD’den bir adım önde olduğu söylenebilir. 

FPÖ’nün geçmişinde gerçek Nazi bağlantıları bulunuyor. Partinin iki eski genel başkanı Anton Reinthaler ve Friedrich Peter, SS subayıydı. Daha sonra Jörg Haider de Nazi dönemine göndermeler yapan ve bu dönemi hatırlatan açıklamalarıyla zaman zaman tartışma yarattı. 

Gençlik yapılanmalarında ise neo-Nazi çevrelerle FPÖ arasında gri bir alan oluşmuştu. Heinz-Christian Strache de bu çevrelerle ilişkileri nedeniyle bunun örneklerinden biri olarak gösteriliyordu. 

Buna rağmen hem parti hem de bazı eski yöneticileri açısından zaman içinde bir değişim yaşandığını söylemek mümkün. Bunun nedenlerinden biri de FPÖ’nün defalarca iktidara gelmiş olması. Parti belediyelerde, eyaletlerde ve federal hükümette görev yaptı. 

FPÖ, Herbert Kickl dönemindeki BVT baskını tartışması dışında, iktidarda olduğu dönemlerde demokratik sistem açısından büyük bir sorun yaratmadan yönetimde yer aldı. Ancak özellikle federal düzeyde çoğu kez kendi iç sorunları nedeniyle dağıldı. 

Geçmişte partideki temel çatışma “milliyetçi kanat ile liberal kanat” arasındaydı. Daha sonra bu mücadele “sağ popülistler ile pragmatistler” arasında yaşandı. 

Kickl döneminde daha homojen bir FPÖ 

Herbert Kickl döneminde ise FPÖ önceki dönemlere göre daha bütünleşmiş bir yapıya sahip. Partide Kickl’in stratejisine karşı çıkan isimlerin sayısı oldukça az. 

Ancak Kickl aynı zamanda güçlü bir muhalefet siyasetçisi. FPÖ de muhalefetteyken kendisini daha rahat hissediyor. Asıl soru, parti yeniden federal hükümette yer aldığında bu durumun değişip değişmeyeceği. 

FPÖ şu anda Steiermark eyaletinde iktidarda. Partinin seçimlerde birinci olduğu durumlarda yönetmesi de daha kolay görünüyor. 

Jörg Haider, Kärnten’de eyalet başbakanı olduğu dönemde uzun süre ciddi bir tehdit yaşamadan görev yaptı. Mario Kunasek de seçim zaferinin ardından kamuoyu yoklamalarında desteğini daha da artırdı. 

Kunasek’in bunu yapmak için çok büyük adımlar atmasına da gerek kalmadı. Steiermark, eyaletler arasında en yüksek borca sahip olmasına rağmen Kunasek tasarruf gerektiren alanları koalisyon ortağı ÖVP’ye bıraktı. Kendisi ise daha çok halkla iç içe bir eyalet başbakanı görüntüsü vererek festivallerden halk etkinliklerine kadar birçok organizasyona katılıyor. 

Bu durum kültür alanında da görülüyor. Kunasek kültür alanını ikiye böldü. Halk kültürü FPÖ’ye, “yüksek kültür” ise ÖVP’ye bırakıldı. Tasarruf yapılması gereken asıl alan ise yüksek kültür oldu. ÖVP’li yöneticiler, kurumların faaliyetlerini sürdürebilmesi için bütçeden kaynak bulmaya çalışıyor. 

Avusturya’da “aşılmaz duvar” yok 

Almanya’daki siyasi tartışmaların önemli kavramlarından biri olan “Brandmauer”, yani aşırı sağ partilerle iş birliğini engelleyen siyasi duvar, Avusturya’da bulunmuyor. 

Bunun önemli nedenlerinden biri FPÖ’nün Avusturya siyasi tarihiyle iç içe olması. Partinin Alman milliyetçisi ve liberal öncülleri daha Habsburg Monarşisi dönemine kadar uzanıyor. Bu siyasi çizginin Birinci Cumhuriyet döneminde de devam eden temsilcileri oldu. 

Daha sonra Sosyal Demokrat Parti (SPÖ) lideri Franz Vranitzky, FPÖ ile koalisyon kurmama politikasını savundu. Ancak bu politika federal düzeyde uzun süre uygulanırken eyaletlerde zamanla zayıfladı. Kärnten’den Burgenland’a kadar farklı eyaletlerde FPÖ ile iş birlikleri başladı. 

FPÖ ve AfD arasındaki bağ güçleniyor 

Bugün FPÖ ile AfD arasında yakın bir ilişki bulunuyor. Bu ilişki Heinz-Christian Strache ve Frauke Petry döneminde de vardı. Herbert Kickl ve Alice Weidel döneminde ise daha da güçlendi. 

Weidel, bu yıl FPÖ’nün 70. kuruluş yıl dönümü etkinliğine katıldı. Etkinlikte Viktor Orbán ve Geert Wilders de bulunuyordu. Ancak Weidel, salondan Orbán ve Wilders’ten bile daha büyük alkış aldı. 

Weidel, Avusturya’ya Herbert Kickl’den öğrenmek için geldiğini söyledi. Almancada kullanılan “Volkskanzler” yani “halkın şansölyesi” ifadesi de Weidel’in konuşmasında özellikle dikkat çekti. 

AfD ile bağlantısı bulunan isimler arasında eski FPÖ siyasetçisi Hans-Jörg Jenewein de bulunuyor. Jenewein bugün Thüringen Eyalet Meclisi’nde AfD’nin basın sözcüsü olarak görev yapıyor. Jenewein geçmişte BVT skandalında tartışmalı bir rol üstlenmişti. 

Jenewein’in kız kardeşi Dagmar Belakowitsch ise FPÖ’nün sağlık politikalarından sorumlu sözcüsü. FPÖ’nün dış politika sözcüsü Susanne Fürst de son olarak Magdeburg’daki AfD seçim kampanyasının kapanış etkinliğine katıldı. 

Herbert Kickl ise seçim günü Ulrich Siegmund’un AfD’sini kutladı ve sonucu “Egemen halkın demokratik bir güç gösterisi” sözleriyle değerlendirdi. 

Bütün bunlar, FPÖ ile AfD arasındaki siyasi ve kişisel bağların artık oldukça güçlü olduğunu gösteriyor. Ancak iki parti aynı çizgide buluşsa da tarihsel geçmişleri ve Almanya ile Avusturya’daki siyasi sistem içindeki konumları arasında hâlâ önemli farklar bulunuyor.| ©DerVirgül  

Yayınlama: 07.09.2026
A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.