İlk baharında soldurulan Bahar’ı herkes Avusturyalı sanıyordu…

Uzun sarı saçları vardı, altı ayda Almancayı öğrenmiş işe bile başlamıştı. O kadar güzel bir çocuk gelindi ki kendisinden 10 yaş büyük eşi komplekse kapılarak onu her gün dövüyordu… Çok zengindi, buna rağmen karşı komşu Avusturyalı aileye temizlikçi olarak gidiyordu. Neden şiddete maruz kaldığını bile bilmeyen Bahar, bugün 56 yaşında bir Avusturya vatandaşı. Bahar ibret dolu yaşam hikayesini anlattı…

İlk baharında soldurulan Bahar’ı herkes Avusturyalı sanıyordu…

| Adem Hüyük

Henüz okul öğrencisiyken Avusturya’ya ‘gelin’ olarak gönderilen Bahar’ın hayat hikayesi, yürekleri dağlayacak kadar acı dolu, bir o kadar da ders alınası.

[Bahar ismi editör tarafından, hangi ismi kullanmamızı istersiniz sorusuna, “ismimi hiç sevmedim. Hep Bahar olmasını istemiştim” dediği için, Bahar olarak değiştirilmiştir.]

Bugün bile mantığının almadığı bazı soruların yanıtını arıyordu. Çok varlıklı bir ailenin, 14 yaşında abartısız çok güzel bir çocuğuydu. Buna rağmen Avusturya’ya kendisinden 10 yaş büyük birisiyle evlendirilip, neden gönderilmişti?

Bu sorunun yanıtını 42 yıl sonra bulacak ve bütün gerçekliğiyle yüzleşecek ve de değer yargıları alt üst olacaktı…

Doğru bildiğin her şeyin, aslında senin hayatını karartan olduğunu öğrenmek/görmek, her insanın kaldırabileceği bir şey değildi.

Bahar, acı da olsa bununla yüzleştiğini söylüyor…

“Kadın doktoruna götürdüler”

Bahar, kendisini kesmeden dinlememi, şayet soru soracaksam, sonra sormamı istedi.

Anlaştık dedim ve Bahar anlatmaya başladı.

12 Eylül 1980 darbesi daha olmamış, bahar aylarıydı. 14 yaşındaydım. Kuran kursuna gidiyor ve bayağıda başarılıydım. Ancak başörtülü değildim. Sadece Kuran kurslarında başımı kapatıyordum. Babam bu konuya çok takılan bir görüşe sahip değildi. Biz çok varlıklı bir aileydik. Öyle ki televizyon ilk çıktığında biz almıştık.

Babaannem sarı saçları ve mavi gözleriyle çevrede güzelliği konuşlan bir kadınmış. Babam annesine çok düşkündü. Evleri bize ait olan arazi üzerinde ve hemen bizim evin arkasındaydı. Babaannemle, ablamla beraber ben ilgilenirdim. Saçlarını taradığımda, salçamın rengini ondan aldığıma sevinirdim… “Babaannem, inşallah güzelliğin senin kötü kaderin olmaz” derdi…

Aile dostumuz aracılığıyla, Avusturya’da yaşayan ve benden 10 yaş büyük birisi benimle evlenmek istemiş. Babamın saygın arkadaşlarını tanıyan bu aile bir şekilde babamı ikna etmiş ve ilk başta benim fikrimi bile sormadan evlilik onaylanmış. Hoş, ben 14 yaşımdaydım evlilik konusunda ne fikrim olabilirdi ki…

1980 yılının bahar aylarında nikah kıyılacaktı. Ancak yetkili makam babamın otoritesine rağmen olamayacağını, ancak benim bir kadın doktoru tarafından kontrol edilerek, “adeta kadın olmaya müsait” raporu alması durumunda anne ve baba velayetiyle nikahın kıyılabileceğini söylemiş. Beni hemen kadın doktoruna götürdüler. Olayın ilginç yanı, evleneceğim adam da bizimle beraber geliyordu. Rapor verildi ve nikahım kıyıldı.

“Darbeden umut bekledim”

11 Eylül 1980 tarihinde kara yoluyla Avusturya’ya gelmek için yola çıktık. Ancak İstanbul’a geldiğimizde darbe olduğundan dolayı yurt dışına çıkışlar yasaklanmıştı. Darbenin ne olduğunu bilmiyordum ama bana göre o şartlarda benim gitmemi engellemişti. Sevincim çok uzun sürmedi ve birkaç gün sonra Avrupa’da çalışanlara yurt dışı yasağı kalktı ve ben 14 yaşında bir kadın olarak Avusturya’ya geldim.

“Türklerin içinde bir Avusturyalı”

Başkent Viyana’ya 70 kilometre uzaklıkta Türklerin çok yaşadığı bir kasabaya geldim. İlk iki ay, eşimin ağabeyi ve eşi ile aynı evde yaşadık. Sonra bir çatı katında küçük bir daireye taşındık. Eylül ayında geldiği Avusturya’da Şubat ayında çalışmaya başladım. Bir otelde çalışıyor, otel odalarının temizliğini yapıyordum.

“Adem sen şimdi soracaksın, 14 yaşında birsini nasıl kayıtlı işe aldılar diye…” Evet haklısın, ama evli olduğumdan resmi olarak sigortalı çalıştım. 1981 yılı olduğunu unutmamak gerekir…

Eşimin çevresi ve onu tanıyanların dilindeki bir söylenti nedeniyle eşimden ilk dayağımı yedim. Söylenti ise eşim hakkında; “Türkiye’den yeni evlenerek bir kadın getirdi. Ama utanmadan bir de Avusturyalı bir ‘kızla’ geziyor.”

Eşimin gezdiği kız aslında bendim. Beni herkes Avusturyalı sanıyordu. Avusturyalılara benzediğim, yani sarışın olduğum için başka şeyler bahane edilerek ilk dayadığımı yedim. Çevredeki insanlar beni tanıyıp sevmeye başlaması ve aslında çocuk olarak görmesi, eşimi hep rahatsız etti ve her seferinde beni dövdü.

Evliliğimin altıncı ayında babama bir mektup yazarak, beni bunların elinden kurtarmasını istedim. Ancak mektup babama hiç ulaşmadı. Çünkü mektup nasıl ve nereden gönderileceğini bilmiyordum. Eşime mektup göndereceğimi fark ettirmeden mektup nasıl ve nereden gönderileceğini sordum. Anlamış olacak ki bana evin posta kutusuna at, postacı oradan alıp götürüyor dedi. Senin anlayacağın benim mektubumu eşim ve yengesi alarak okumuş ve babama hiç ulaşmamıştı. Bunun içinde dayak yedim…

Dallas dizisinin azmi

Ben Türkiye’deyken Dallas dizisi oynuyordu. Her bölümünü televizyonu olmayan komşularla izlerdik. Avusturya’da da ORF aynı diziyi yayınlıyor ancak Almanca olarak. Anlamıyordum ve eşime soruyordum, ne dedi diye. Bir defa bile bana tercüme etmedi. Benim kısa sürede bütün işlemlerimi ve Dallas dizini anlayacak kadar Almanca öğrenmemi sağlayan buydu.

“Çocuğu olmazsa götürür bırakırız”

14 yaşında evlenmiştim. Benden çocuk bekliyorlardı. Oysa daha ben çocuktum. Olmadı çocuğum. Eşimle yengesinin konuşmasını duydum. Çocuğu olmazsa götürür bırakırız diyorlardı. Evliliğimin dördüncü yılında bir kızım oldu. İşten ayrıldım ve artık çocuğuma bakıyordum. Çocuk yapmamı çok istediği için, kızımız doğduğunda sevinir ve bana karşı değişir sandığım eşim, kızımız ağladığında bizi diğer odaya “bir hayvan gibi bağırarak” kovardı… Bir yıl sonra bir çocuğum daha oldu. Toplamda dört çocuğum var. Ben hayatımda tek bir erkek tanıdım oda çocuklarımın babasıydı.

34 yıl Avusturya’da çalıştım

Hep para biriktirdi ve Türkiye’den ev arazi yazlık aldı. Ben 34 yıl çalıştım. Acı olan neydi biliyor musun? “Benim hiç cüzdanım” bile olmadı. Para kazanmama rağmen, hiç param olmadı. Hep ondan istedim, onun onayıyla kendime veya akrabalarıma hediye aldım. Beraber çalışarak biriktirdiğimiz parayla aldığımız evlerin tapusu hep onun üzerine yapıldı.

Sigara içiyordum, bunu bildiği halde beni dövüyordu. Kendi kazandığım parayı, alışverişlerden artırarak kendime sigara alıyordum.

Ben yıllarca eşimin ağabeylerine “gelinlik yaptım.”

Sen “Gelinlik yapmak” nedir bilir misin?

Çocuklarım bugün bile bana şu soruyu soruyor. Torunlarını sevdiğin, onları bağrına bastığın gibi bizi sevmedin… Oysa o kadar çok sevdim ki bütün bu zulme katlanacak kadar. Ben eşimin iki ağabeyi v bir ablasının yanında devamlı kısık sesle konuşmak ve onların yanında çocuklarımı sevmemek zorundaydım. Gelinlik yapmak buydu. Bildiğin kısık sesle konuşmak. Bu saygıymış… Galiba üçü de hayatını kaybetti. Hiçbiri benim sesimi tam duymamıştır. Davranışım kısıtlanmış, çocuklarıma bile onların yanında yabancı gibi davranmam istenmişti.

Yıllar geçse de şiddet bitmiyordu

Ne yapsam eşimin bana olan şiddetini engelleyemiyordum. İlk başlarda polise gitmek gibi bir düşünce akıllarda bile olamazdı. Çünkü bilmiyorduk. Çevremdeki tüm kadınlar bir şekilde aynı durumdaydı ve bana “erkektir döver” diyorlardı.

Yıllar sonra polise gitmeye karar verdim. Ancak bu seferde çocuklarım büyümüştü. Beni ölümle tehdit ediyordu. Böyle bir durumda çocuklarımın bütün hayatı altüst olacak ve hatta oğlumda ona bir şey yapacak korkusu beni hep frenledi. Ta ki onlar evden ayrılana kadar.

Dışarıdan bakıldığında çok zengindik

Evet gerçekten çok parası vardı. Avusturya’da altı tane dairesi kiradaydı. Müstakil dubleks ve bahçeli bir evde oturuyor ve mülkiyeti ‘ona’ aitti. Türkiye’nin en güzel kentinde iki ev, bir daire, yazlığı ve arazileri vardı. Hiçbiri miras değildi. Yani benim çalıştığım 34 yıl içerisinde satın alınmıştı. Ancak çocuklarına ve bana cimri, dışarıya karşı çok cömertti. Bu durum benim yaşadıklarımı çevredeki insanların gözünde boş çıkarıyordu. Bu maskesinin düşmesi de uzun sürmedi.

Hiç unutmam. Kızlarımı iyi bir eğitim almaları için Avusturya’nın gözde bir özel koleje yazdırmıştım. Okulun masraflarını karşılamak için, bizden, aslında eşimden ekonomik olarak on kat daha düşük geliri olan Avusturyalı komşumuzun camlarını silmeye, temizlik işlerine gidiyordum… Tek derdim çocuklarımın okullarını bitirmesiydi.

Kendi paramı korkarak, çocuklarımın babasından istiyordum. Harçlık verir gibi verirdi. Bugün bu nedenle çocuklarımdan para isteyemiyorum.

Bir kez bile beni sevdiğini söylemedi

Ben çocuktum ona geldiğimde. Bugün 56 yaşında emekliğini bekleyen bir kadınım. Bana güven sorunu yaşamadı. Bu bugün bile, ‘insansa’ söyleyeceğini tahmin ediyorum. Kendi çıkmazlarına yenik düşerek beni ezmekle bir çıkış aradı. Bir gün bile beni sevdiğini söylemedi. Güzel cümle kurmadı. Bunu çocuklarına da yapmadı.

Artık çocuklarım büyümüş kızlarım evlenmişti. Boşanmaya karar verdim. Çok kolay değilmiş. Alışkanlıklar, nefret veya sevgi tanımıyor. Zor da olsa boşanma davası açtım. Tabi bu günlere gelmeden önce farklı kötü alışkanlıklara bulaşarak birikimlerimizin çoğunu heba ettiğini öğrendim.

Yüzleşme

2013 yılında resmen boşandım. Türk vatandaşı olduğundan bir davada Türkiye’de açıldı. Yeni yasaya göre, evlilik süresi boyunca kazanılan her maddi kazanç bölüşülecekti. Ama çok da bir şey kalmamış, kalanları da kardeşinin üzerine devretmişti. Sonuçta boşanmıştım. Ancak bu bende farklı sonuçlar doğurdu. Psikolojik olarak etkilendiğimin bile farkına varmadan, depresyona girdiğimi tedaviler sonucunda anladım.

Aylarca psikolojik tedavi gördüm. Hastanede yattım. Eşim tarafından maruz kaldığım şiddet sonucunda intihar girişimleri ve hastaneler de kafes yataklarda yatırıldığım aklıma geldi.

Düşündüklerini kaleme dök dedi doktor. Devamlı yaz. Devamlı yazdım…

En çok kime kızdığımı, bilinç altımda yatan gerçekliğe ulaşmaya çalıştılar.

Bir yılın sonunda doktorlar, yanıtı acı olan soruyu bana sordular…

Senin yaşadığın acıların başlangıcındaki sorumlu veya sorumlular kim?

Toz konduramadım ve beni ve diğer kardeşlerimi çok sevdiğine inandığım genç yaşta ölen babam, benim bütün acılarımın başlangıç sorumlusuydu. Bununla yüzleşmek, kabul etmek çok zor geldi bana.

Kız torunlarımı karateye yazdırdım

Torunlarımla vakit geçiriyorum. Kız torunlarımın üzerine daha çok titriyorum. Anneleri karşı çıksa da dövüş sporlarına yazdırdım.

İstiyorum ki kız torunlarım hiçbir erkekten tokat yemesin. Kendisini savunsun…

Şimdi çocuklarım kendi ayakları üzerinde durabiliyor.

Sorduğun soruya yanıt vereyim… “Bütün bu fedakârlığının çocukların bilincinde mi?

Bu çok mu önemli?

Ben bedel ödemeye çocukken başlamış, buna neden olanları 40 yıl sorgulamamışım. Şimdi bunu mu sorgulayacağım… | ©DerVirgül

| Doğu Ekspresi Belgeseli [Beyaza Yolculuk]

 

Yayınlama: 15.12.2023
Düzenleme: 24.12.2023
A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.