Gazeteci ne işe yarar | Neden kimse sevmez?

Fransız yazar Albert Camus’nün Veba romanının baş kahramanı Dr. Rieux da etik akıl ile eyleyen bir kişi örneğidir. Dr. Rieux ve gazeteci Rambert arasında sevgi ve kahramanlık üzerine önemli bir diyalog geçer ve bu diyalog, gazeteci için de bir yol gösterici olabilir.

Yaşanmakta olan korkunç salgının adını koyan ve her şeye rağmen işini en iyi şekilde yapmaya çalışan Dr. Rieux, sevmeyi seçtiği için kahraman rolü oynamak istemeyen Rambert’e, kendi yaptıklarında kahramanlık diye bir şeyin söz konusu olmadığını söyler. Söz konusu olan ‘dürüstlük’tür ve doktor şöyle der: “Bu gülünç gelebilecek bir düşünce, ama vebayla savaşmanın tek yolu dürüstlük.” 

Bunun üzerine gazeteci Rambert ciddî bir tavırla “Nedir dürüstlük?” diye sorar. Dr. Rieux, şu yanıtı verir: “Bunun genelde ne olduğunu bilmiyorum. Ama benim durumumda, mesleğimi yapmaktır.”

Dürüstlük ve dolayısıyla insanın mesleğini yapması, sevgiye engel olmadığı gibi bir kahramanlık da değildir. Gazetecilik mesleğindeki vebayla ya da sorunlarla savaşmanın önemli yollarından biri de dürüstlüktür. Yani kişi olarak gazetecinin mesleğini, işini dürüstçe yapmasıdır. Tıpkı Dr. Rieux gibi, içinde bulunduğu koşullar içerisinde yapması gereken ya da yapabileceği ne ise onu yapmasıdır.

Dr. Rieux da elinden geldiğince işini yapmıştır: bu korkunç hastalığın adını koymuş, ilgili resmî makamları hastalığın veba olduğuna inandırmış, işini en iyi şekilde yapmaya gayret edip hastadan hastaya koşarken, kapıları kapanmış Oran kentinde −tamamen ortadan kaldıramayacağını bile bile− vebaya karşı savaş açmış, çevresindekileri de bu savaşa katmayı ve onlarla dayanışmayı başarmıştır. İnsana olan inancıyla, yaşamın saçmalığına rağmen kötülüğe savaş açıp insan olmanın gereğini yerine getirmeye çalışarak yaşama anlam ve değer katmıştır.

Gazeteci de işi aracılığıyla bir yandan kamuyu yakın ve uzak çevresinde olup bitenlerden haberdar ederken, bir yandan da resmî makamları, iktidarları, siyasileri uyanık tutmaya, ‘veba’ya karşı uyarmaya çalışması gereken kişilerden biridir. Dolayısıyla gazetecinin, işini böyle bir sorumluluk bilinciyle yapması ve çevresindekileri de yeryüzündeki kötülüklerle, haksızlıklarla mücadele etmeye çağırması, insan olmanın gereklerini yerine getirmesi gerektiği söylenebilir. 

Elif Şahin Hamidi’nin “Etik gazetecilik” üzerine yazdığı makalede “Eyleyen bir varlık olarak insanın işi, ayırıcı özelliği nedir, peki? Neyle yükümlüdür insan? Yemek içmek, büyüyüp gelişmek, yaşamak ve en nihayetinde ölmek, sadece insana özgü bir özellik değildir kuşkusuz. Bu özelliklere bakarak insanı bitkilerden ve hayvanlardan ayırt edemeyiz. O hâlde Aristoteles’in dediği gibi, “geriye akıl sahibi olanın (…) bir tür eylem yaşamı kalıyor.” Eylem yaşamının da “etkinlik hâlinde olan yaşam” olduğunun altını çizen Aristoteles, insanın işinin ya da insansal iyinin “ruhun akla ve erdeme uygun etkinliği” olduğunu söylüyor. 

Aristoteles’in, tür olarak insanın işine ilişkin bu söylediklerinden yola çıkarak gazetecinin önce insan olarak “iyi” yapması gereken bir işi, sonra da bir gazeteci olarak “iyi” yapması gereken ikincil bir işi olduğunu söyleyebiliriz. Gazetecinin insan olarak iyi yapması gereken işi, erdemde üstün olmaya gayret ederek, eylem yaşamıyla ayırt edici özelliğini ortaya çıkarması, yani insanlaşmasıdır. Bir gazeteci olarak iyi yapması gereken başlıca işi ise kişilerin doğru bilgiye/enformasyona ulaşmasını sağlayacak nitelikte haber yapmaktır ve bunun için, işini yaparken akla ve erdeme uygun hareket etmesi gerekir.”

Maltepe Üniversitesi İnsan Hakları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde uzman olarak görev yapan Elif Şahin Hamidi’nin gazetecilik üzerine doğru tespitlerini, bir gazeteci olarak ben, biz ve diğer gazeteciler ne kadar uygulayabiliyoruz? Aslında doğru soru, uygulamak istiyor muyuz? 

Geçtiğimiz yıllarda Viyana’da hiçbir siyasi bağlantısı olmayan bölge derneğinin etkinliği hakkında protokolde asılı Türk ve Avusturya bayraklarının orantısız olduğunu, başkonsolosun konuşmasını bitirip kürsüden ayrıldığı anda, AK Parti seçim müziğinin çalınmasını eleştirmiştik. Gazeteci olarak, tüm siyasi görüşten hemşehrilerin bir araya geldiği bir derneğin, bir siyasi partinin propaganda müziğini etkinlikte çalınmayacağını hatırlattık. 

Sonra ne mi oldu?

Haberin silinmesi için önce sert tehditler, olmayınca mahkemeye vereceğiz tehditleri derken, bir sonuca ulaşamayan dernek yöneticileri, Virgül gazetesini karalama kampanyasına girişerek reklam almamızı kısmen de olsa engellediler…

Peki biz haberi sildik mi? Tabi ki hayır… Haber halen sitemizde durmaya devam ediyor. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. 

Daha geçtiğimiz gün e-mail ile gelen bir davetiye, bu sefer bir federasyonun içine düştüğü yanlışı görmemizi sağladı. 

26 Ekim Avusturya, 29 Ekim Türkiye cumhuriyet bayram kutlamalarını birleştirdiğini belirten federasyon, bunun yanına 10 Kasım Atatürk’ü anma etkinliğini de eklemiş. Bu durumda sorumlu gazeteci, kutlama ile anma etkinliklerinin aynı anda yapılamayacağını, bunun anılan kişiye saygısızlık olacağını yazmakla yükümlüdür. 

Peki bunu haber yaparsak ne olur? 

Yukarıda verdiğim örnek gibi, o federasyonda gazetemize tavır alır ve düşman olur. Belki de olmaz… 

Ancak biz her gün gittiğimiz restoranın “kabak tatlısını” 6,90 Euro’ya satmasına kamuoyu adına nasıl karşı çıktıysak, topluma karşı sorumluluk taşıyan kurumlarında yanlışlarını yazarak, o yanlışları düzeltmelerini yine kamuoyu adına sağlamakla yükümlüyüz. 

Biz Sudanlı çocuğu, sırf iyi bir fotoğraf karesi yakalamak için akbabanın önünden kurtarmayan muhabir Kevin Carter olmayacağız. 

Ryszard Kapuściński, gazetecinin mesleğini iyi bir şekilde icra etmesinin yolunun göz önünde olmamaktan, varlığını unutmaktan geçtiğini belirtir ve şöyle der: “Bizler varlığını diğer insanlar için sürdüren, onların sorunlarını paylaştıktan sonra da bunlara çözüm getirmeye ya da en azından dünyaya anlatmaya çalışan kişileriz.”
Avusturyalı bir gazetecinin dediği gibi “Siyasetçi ve iş insanları, bizim ne dostumuzdur – ne de düşmanımızdır […] Bırakında işimizi yapalım… “ 

Gazeteci, seçilmiş siyasetçileri “kamuoyu adına” denetleyen ve hesap sorandır. Gerektiğinde onun güç zehirlenmesini ve kibrini terbiye edendir… 

Gazeteciyi neden kimse sevmez? Çünkü gazeteci toplumun tamamının aynasıdır. 

Bütün kurum ve kuruluşlar ve de bireyle, yapacakları yanlış karşısında hukuksal bir yargılanma sürecine gireceklerini bilir. Hukuk adaletli işlendiğinde, bir gün herkes için kurtarıcı veya cezalandırıcı olabilir. Dürüst gazetecilerin çalıştığı gazetelerde böyledir. Bir gün bilerek veya bilmeyerek yapılan yanlışlıklarda, herkes için tehlike arz edebilir. Bu bilinç, gazetecileri toplum bireylerinden ayrıştırır. 

Yukarıda konunun uzmanlarından alıntılar yaparak oluşturduğum gazeteci profiline belki uymuyor olabilirim. Tam anlamıyla yapamaya bilirim – riz. 

Ancak mesele bunu yapmak istiyormuyum – yuz? 

Evet istiyorum – ruz…

Yayınlama: 31.10.2022
Düzenleme: 01.06.2023
A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.