Düşen doğum oranları | Gençler neden aile kurmayı erteliyor?
Britanyalı demograf Stephen Shaw, düşük doğum oranlarının temel nedenlerinden birinin, ebeveynliğin ileri yaşlara ertelenmesi sonucunda ortaya çıkan planlanmamış çocuksuzluk olduğunu savunuyor. Shaw, Güney Kore’nin demografik geleceğinden eğitim ve çalışma hayatının yapısına, gençlerin aile kurma kararlarını ertelemesinin nedenlerinden doğum oranlarını artırmaya yönelik politikalara kadar çeşitli konuları değerlendirdi.
Stephen Shaw: Açık konuşmak gerekirse, mevcut eğilim devam ettiği sürece Güney Kore’nin geleceği yok. Bu kaçınılmaz bir durum. Doğum oranı geleceği belirler. Doğum oranının uzun süre iki çocuğun altında kaldığı devletler er ya da geç varlıklarını yitirir. Bu durum değişmezse, bunu ilk yaşayacak ülke Güney Kore olacak. Burada kadın başına düşen çocuk sayısı birin oldukça altında seyreden son derece düşük bir doğum oranı söz konusu. On yıl içinde bunun herkes tarafından anlaşılacağını düşünüyorum. O zaman Samsung telefonlarımıza baktığımızda, eksik kalan çocukları ve Güney Kore’nin büyük bir yaşlanma sorununu durdurmak için verdiği mücadeleyi düşüneceğiz.
Eğilim dünyanın birçok yerinde benzer. Ancak insanlar bu tür verilerle karşılaştıklarında çoğu zaman inanmıyor veya konuyu daha küçük bir sorun olarak görüyor. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu, geleceğin en büyük krizlerinden biri olacak. İleride insanlar bunun gibi yazılara bakıp, “Bunlar, önümüzde ne olduğunu anlamaya yönelik ilk işaretlerdi” diyecekler.
Ancak insanların buna inanmaması anlaşılabilir. Uzun süre dünyada zaten çok fazla insan yaşadığı söylendi.
Ben gençken, herkes yakın zamanda yeni bir buzul çağı başlayacağından korkuyordu. Küresel ısınmanın toplumun genel bilincine yerleşmesi yirmi yıl sürdü. Son 15 yılda ise hepimiz etkilerini hissettiğimiz için konu çok daha fazla gündeme geldi.
Demografik sorun açısından da benzer bir süreç yaşanacak. Bu durum herkesin hayatını etkileyecek. Bugün itibarıyla ise bunun için kesinleşmiş bir çözüm bilmiyoruz.
Ancak dünya nüfusu birkaç on yıl daha artmaya devam edecek. Bu nedenle konu o kadar acil görünmüyor.
Güzel bir ağaç düşünün. Her yıl büyüyor ve yaprakları yeşil. Fakat sonra biri çıkıp “Köklerine bakın, çürüyorlar” diyor. Kökleri olmayan bir ağaç uzun vadede varlığını sürdüremez.
Bizim başımıza gelen de buna benziyor. Dünya nüfusunun bir süre daha artmaya devam etmesinin tek nedeni, insanların daha uzun yaşaması. Japonya’da şimdiden 8 binden fazla okul kapandı. Buna rağmen hâlâ insanları daha az çocuk sahibi olmaya teşvik eden görüşler var. Bazıları çevreci olmak üzere çeşitli kuruluşların bu mesajı öne çıkardığını ve karşıt görüşlerin gündeme gelmesini engellemeye çalıştığını düşünüyorum.
Bugün tek çocuklu çiftlerin sayısı çok daha mı fazla?
Hayır. Tek çocuklu ailelerin oranı neredeyse bütün ülkelerde yaklaşık yüzde 20 ila 25 arasında ve uzun vadede oldukça istikrarlı. Üç veya dört çocuklu ailelerin oranı da benzer şekilde oldukça istikrarlı.
O halde hiç çocuk sahibi olmayan insanların sayısı çok daha fazla. Bunun çocuk sahibi olma isteğine ilişkin araştırmalara yansıması gerekmez mi?
Anlamlı olan araştırmalar internet üzerinden yapılan anketler değil, ABD’deki National Survey of Family Growth gibi yüz yüze gerçekleştirilen ve uzun görüşmelere dayanan araştırmalardır.
Bu araştırmalarda “Çocuk sahibi olmak istemiyoruz” diyen kadınların veya çiftlerin oranı yüzde 10 civarında. Bu düşük bir oran. Üstelik son 20 yılda da fazla değişmedi.
Dolayısıyla insanların çocuk sahibi olma isteğinin azaldığına ilişkin bir işaret yok. Asıl mesele planlanmamış çocuksuzluk. Çocuk sahibi olmak çoğu zaman doğrudan verilen bir karar değil. Bunun gerçekleşmesi, doğru zamanda birlikte çocuk sahibi olma konusunda anlaşacağınız bir partner bulma umuduna bağlı.
Bir ülkenin doğum oranını, rakamı bilmeden tahmin etmek isteseniz neye bakardınız?
Yaşla bağlantılı faktörler doğum oranının yaklaşık yüzde 80’ini açıklıyor. Burada özellikle bir kadının ortalama olarak ilk çocuğunu dünyaya getirdiği yaş önemli.
Dünyanın her yerinde ebeveynlik giderek daha ileri yaşlara erteleniyor. Bir noktadan sonra ise geç kalınabiliyor. İstatistiksel olarak 28 yaşındaki bir kadının en az bir çocuk sahibi olma ihtimalinin yüzde 50 civarında olduğunu görüyoruz.
Dolayısıyla asıl sorulması gereken şu: İnsanlar ebeveynliği neden erteliyor? Ve çocuk sahibi olmalarını daha genç yaşlara çekmek nasıl mümkün olabilir?
Neden çoğu zaman geç kalınıyor?
Bir çift açısından temel neden kadının biyolojik saati. Erkekler biyolojik olarak çok daha ileri yaşlarda da baba olabilir. Ancak bunun için öncelikle daha genç bir kadınla partnerlik kurmaları gerekiyor. 40 veya 50 yaşına geldiklerinde ise daha genç erkeklerle rekabet halinde oluyorlar. Dolayısıyla erkekler de bu sorunun dışında değil. Bu konuda zaman zaman biraz naif davranıyorlar.
Ebeveynliğin ertelenmesinin nedenleri neler? Konutlara erişim veya artan emlak fiyatları etkili mi?
Hayır. Japonya’ya bakın. Orada 30 yıl boyunca son derece uygun fiyatlı gayrimenkuller ve düşük kredi faizleri vardı. Buna rağmen doğum oranları da çok düşüktü.
Bugün çok daha fazla genç üniversiteye gidiyor. Eğitim süresi uzuyor, insanlar yaklaşık 25 yaşında çalışma hayatına başlıyor ve ancak kariyerlerini güvence altına aldıktan sonra, 30’lu yaşlarında aile kurmayı düşünüyorlar…
Kesinlikle. Toplumlarımızı yapılandırma biçimimiz, çocuk sahibi olmanın önünde büyük bir engel oluşturuyor. Bunu yeniden değiştirmemiz gerekiyor.
Ancak gençlerden beklenen de bu: İyi bir eğitim almaları ve kariyerlerine odaklanmaları. Çok az sayıda ebeveyn çocuklarına “Kendi çocuklarını 20’li yaşlarında dünyaya getirmek için acele et” diyor…
Bu konuda çok kötü bir iş çıkardık. Yetişkin çocuklarımızın hayatlarında bir partnere yer açmaları gerektiğini unuttuk.
Onlara şunu söylememiz gerekiyor: Çocuk sahibi olmak istiyorsan bunu daha gençken düşün. Böylece zaman içinde bunun için uygun bir partner bulma şansın daha yüksek olur.
Yani sorun eğitim ve çalışma sistemimizden mi kaynaklanıyor?
Bunun daha derin, ancak bunlarla yakından bağlantılı kültürel bir nedeni de var: İnsanlar yeterince bağ kurmuyor. Mesele esas olarak kalıcı bir partner bulabilmek.
Bu siyasi olarak pek etkilenebilecek bir konu değil. Ancak eğitim sürelerini kısaltmalı mıyız?
Bence en iyi şansımız bu: Ortaöğretimi bir yıl, üniversite eğitimini de bir yıl kısaltmak. Bunun karşılığında yaşam boyu öğrenmeye daha fazla ağırlık vermek.
Bunu şimdiye kadar hiçbir ülke denemedi. Bunun yerine birçok ülke maddi teşvikler ve daha fazla çocuk bakım imkânı sağlayarak doğum oranlarını artırmaya çalıştı. Genel olarak bu politikalar ne kadar başarılı oldu?
Uzun vadede hiç başarılı olmadılar. Kısa süreli olumlu etkiler hızla ortadan kalkıyor veya tersine dönüyor.
İskandinav ülkelerindeki “roller coaster” etkisi buna örnek. Zaten ikinci veya üçüncü çocuğu planlayan insanlar, verilen maddi teşvikten yararlanmak için çocuk sahibi olmayı öne çekti. Ardından doğum oranları yeniden aşağıya indi.
Komşumuz Macaristan’da da ilk bakışta durum çok farklı görünmüyor. Buna rağmen bazı açılardan Macaristan’ı örnek gösteriyorsunuz. Neden?
Macaristan en azından 25 yaşın altındaki ve aile kurmaya başlayan gençlerden oluşan bir kesimde bir “balon” oluşturmayı başardı. Bu kesim 10 yıldan uzun süredir varlığını sürdürüyor. Bunun başka bir örneğini henüz başka bir yerde görmedim.
Dolayısıyla Macaristan bir yöntem bulmuş durumda. Bazı akıllı uygulamaları var. Örneğin genç çiftler daha sonra çocuk sahibi olduklarında konut kredilerinin geri ödemesinden muaf tutulabiliyor. Kadınlar ise 30 yaşından önce ilk çocuklarını dünyaya getirmeleri halinde öğrenim kredilerini geri ödemek zorunda kalmayabiliyor.
20 yaşındaki gençlere vermek istediğiniz mesaj nedir?
Çocuk sahibi olmak istiyorsanız, karşınıza çıkan her ilişkiyi ciddiye alın. Hayat bunu sürekli ertelemenize izin vermiyor.
En büyük umudunuz nedir?
Umut, belgeselimi izleyen veya konferanslarımdan birine katılan gençlerin gözlerinde gördüklerimden geliyor.
Bu gözlerin çoğunda, özellikle genç kadınlarda bir ateş görüyorum: “Ne diyorsunuz? Çocuk sahibi olmak istememe rağmen belki de çocuk sahibi olamayacak mıyım? Bunu neden daha önce kimse bana söylemedi? Elbette çocuk sahibi olacağım!”
Bu ateş bana umut veriyor. Çünkü dışarıda bundan yeterince etkilenecek insanların olduğunu düşünüyorum. Sonuçta konu onların kendileri ve onların hayatlarıyla ilgili.
Bu sorunu çözecek olanlar gençler olacak. | ©DerVirgül