Avusturya’da Başörtüsü Krizi | Çocuklar İki Cephe Arasında
Avusturya’da 14 yaşını doldurmamış kız öğrencileri kapsayan yeni başörtüsü yasağı, yalnızca çocukların korunması ve din özgürlüğü açısından değil, aynı zamanda devlet ile İslami kurumlar arasındaki ilişkiler bakımından da tartışılıyor.
İslam teoloğu Mouhanad Khorchide, yasağa karşı yürütülen kampanyaların bir bölümünün dini özgürlük tartışmasının ötesine geçerek devletle bir güç mücadelesine dönüşebileceği görüşünde. Khorchide, “Buna karşı mobilize olanlar inanç için değil, devlete karşı mücadele ediyor” değerlendirmesinde bulunuyor.
Münster Üniversitesi İslam Teolojisi Fakültesi’nin kurucu dekanı olan Khorchide, aynı zamanda Avusturya’daki Siyasi İslam Dokümantasyon Merkezi’nin bilimsel danışma kurulunun başkanlığını yürütüyor.
Khorchide: Tartışma siyasi bir çatışmaya dönüşebilir
Khorchide, yasağa yönelik tepkilerin özellikle sosyal medyada farklı bir çerçevede sunulmasından endişe ediyor. Ona göre bazı paylaşımlarda, yalnızca 14 yaş altındaki öğrencileri kapsayan düzenleme, Avusturya’da genel bir başörtüsü yasağı varmış gibi aktarılıyor. Khorchide, bunun sonucunda Müslümanların Batı tarafından ayrımcılığa uğradığı yönünde bir algının güçlendirilebileceğini savunuyor.
Khorchide, Die Zeit dergisine yaptığı değerlendirmede bu söylemlerin arkasında Müslüman Kardeşler gibi İslamcı grupların bulunduğunu öne sürüyor. Ona göre yasağın ardından muhafazakâr dini cemaatlerle devlet arasında bir “güç mücadelesi” ortaya çıkabilir.
Ancak bu değerlendirme, yasağa karşı çıkan tüm kişi ve kurumların aynı siyasi çizgide olduğu anlamına gelmiyor. Düzenlemeye yönelik eleştiriler din özgürlüğü, ebeveyn hakları, ayrımcılık ve çocukların kendi kararlarını verebilme kapasitesi gibi farklı gerekçelere de dayanıyor.
Aslan daha önce benzer bir risk konusunda uyarıda bulunmuştu
Viyana Üniversitesi’nde İslam Din Eğitimi alanında emeritus profesör olan Ednan Aslan da başörtüsünün bazı ülkelerde dini sembol olmanın ötesinde siyasi bir anlam kazandığını savunuyor.
Aslan, yakın zamanda Kontrafunk‘a yaptığı değerlendirmede Tunus, Mısır ve Türkiye gibi ülkelerde başörtüsünün giderek siyasi bir sembole dönüştüğünü belirterek, bazı İslami kurumların bu sembolü siyasi amaçlarla kullandığını ileri sürdü.
Aslan, Avusturya’daki yasağa ilişkin olası gelişmeler konusunda da daha önce uyarıda bulunmuştu. Eylül 2025’te Die Presse için kaleme aldığı yazısında, bazı İslami kuruluşların yasağı yapısal bir ayrımcılık olarak sunabileceğini ve İslamcı aktörlerin tartışmayı Batı karşıtı söylemleri güçlendirmek için kullanabileceğini öne sürmüştü.
Aslan ayrıca hukuki itirazların, imamların eleştirilerinin ve kız çocukları üzerindeki toplumsal baskının tartışmanın bir parçası haline gelebileceğini değerlendirmişti.
Avusturya Anayasayı Koruma Kurumu da radikalleşme riskine dikkat çekiyor
Avusturya’daki Anayasayı Koruma ve Terörle Mücadele birimleri de başörtüsü yasağının olası sonuçlarını değerlendirmiş durumda.
Kurumun değerlendirmesine göre yasağın, radikalleşme süreçlerinin etkilenmesi ve İslamcı çevrelerin siyasi sorumlulara yönelik faaliyetleri açısından belirli bir “risk potansiyeli” taşıdığı belirtiliyor.
Benzer bir tartışma 2017’deki burka yasağı sırasında da yaşanmıştı. O dönemde düzenlemeden sorumlu kadın bakanının tehdit edildiği bildirilmişti.
Okullardaki baskı iddiaları
Khorchide ise tartışmayı yalnızca devlet ile dini kurumlar arasındaki ilişki üzerinden değil, okullardaki öğrenciler arasındaki sosyal baskı açısından da ele alıyor.
Kendisine Almanya’daki bazı okul yöneticilerinin, okul bahçelerinde dini kurallar konusunda diğer öğrencilere baskı yapan erkek öğrencilerden söz ettiğini aktaran Khorchide, bazı kız öğrencilerin başörtüsü takmaları yönünde de baskı görebildiğini ifade ediyor.
Khorchide, bazı imamların ailelere kız çocuklarının mümkün olduğunca erken yaşta başörtüsü takmasının teşvik edilmesi gerektiği yönünde telkinlerde bulunduğunu da iddia ediyor.
Başörtüsünün tamamen özgür bir bireysel tercih olduğu yönündeki yaklaşımı da eleştiren Khorchide, özellikle çocuklar söz konusu olduğunda görünen tercihin her zaman bağımsız bir karar anlamına gelmeyebileceğini savunuyor.
Başörtüsünün erkekleri “tahrik etmemek” amacıyla gerekli olduğu yönündeki anlayışı ise Khorchide, kadınların maruz kaldığı taciz veya baskının sorumluluğunu kadınların kıyafetine yüklediği gerekçesiyle eleştiriyor.
“Kız çocukları sembol değil, özne olmalı”
Khorchide’ye göre yasağa karşı yürütülen bazı kampanyaların temelinde toplumdaki kutuplaşmayı artıran bir siyasal yaklaşım bulunuyor. Bu çevrelerin çatışmaya ihtiyaç duyduğunu savunan Khorchide, Müslüman toplumun “mağdur”, Batı toplumunun ise “düşman” olarak gösterildiği bir anlatının oluşturulabileceğini belirtiyor.
Bu yaklaşımda kız çocuklarının bireysel ihtiyaçlarının ikinci plana itilebileceğini söyleyen Khorchide, onların siyasi veya toplumsal bir sembole dönüştürülmemesi gerektiğini vurguluyor.
Khorchide aynı zamanda Müslüman cemaatlerin çocukların korunması konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini düşünüyor. Ona göre dini kurumlar, çocukların dini açıdan olgunlaşmadan önce başörtüsü takmasının zorunlu olmadığı yönünde daha açık bir tutum sergileseydi, devletin bu alana müdahale etmesine gerek kalmayabilirdi.
Khorchide ayrıca, reşit olmayan kız çocuklarının başörtüsü takmasının İslam’ın temel ilkeleriyle bağdaşmadığını savunuyor ve “mütedeyyin olmanın” bilinçli ve özgür bir dini tercih gerektirdiğini belirtiyor.
Başörtüsünün siyasi sembole dönüşmesi
Başörtüsünün siyasi bir sembole dönüşebileceği yönündeki tartışmalarda Mısır örneği de gündeme getiriliyor.
Siyaset bilimci Nermin Allam, 2011’deki ayaklanmanın ardından kadınların davranışlarını inceleyen çalışmalarında, Müslüman Kardeşler’in yükselişinin bazı kadınların başörtüsünü çıkarma kararına siyasi bir anlam kazandırdığını ortaya koymuştu.
Burada dikkat çekici nokta, kadınların daha önce başörtüsü takmasının otomatik olarak İslamcı hareketlere destek anlamına gelmemesiydi. Siyasi gelişmeler, aynı sembolün farklı dönemlerde farklı anlamlar taşımasına yol açabiliyordu.
Khorchide: Siyasi İslam ayrıca düzenlenmeli
Khorchide, başörtüsü tartışmasının yanı sıra Avusturya’da “Siyasi İslam” konusunda daha açık bir hukuki düzenleme yapılması gerektiğini de savunuyor.
Ancak burada dini hayat ile siyasi İslam arasında ayrım yapılması gerektiğini özellikle belirtiyor. Khorchide’nin sözünü ettiği kapsam; kadınları dezavantajlı konuma sokan, insanları inananlar ve inanmayanlar şeklinde ayıran, antisemitik görüşleri savunan, şiddeti açık biçimde reddetmeyen veya demokratik değerlerle çatışan İslamcı yorumları içeriyor.
Buna karşılık sıradan dini pratiklerin, ibadetlerin, cami inşasının veya bireysel dindarlığın bu kapsamda değerlendirilmemesi gerektiğini ifade ediyor.
Tartışmanın merkezinde çocuklar var
Ednan Aslan ise tartışmanın çocuklar üzerindeki olası etkilerine özellikle dikkat çekiyor. Ona göre kız çocukları bir tarafta ailelerinin ve dini çevrelerinin beklentileri, diğer tarafta ise toplumun ve devletin beklentileri arasında kalabilir.
Khorchide ise yasağın, başörtüsü takmak istemeyen ancak ailesi tarafından buna zorlanan kız çocukları açısından koruyucu bir işlev görebileceğini savunuyor.
Böylece tartışmanın temel sorularından biri ortaya çıkıyor: Bir çocuğun başörtüsü takması gerçekten özgür bir dini tercih midir, yoksa ailevi ve toplumsal baskının sonucu mudur? Aynı şekilde, başörtüsü takmak istemeyen bir çocuğun tercihi nasıl korunmalıdır?
Avusturya’daki tartışmanın yalnızca devlet ile dini kurumlar arasındaki bir yetki mücadelesi olarak görülmesi, bu soruların bir bölümünü gözden kaçırabilir. Öte yandan yasağın çocukları koruma amacı taşıdığı gerekçesiyle temel hak ve özgürlükler üzerindeki etkilerinin tartışılmaması da mümkün değildir.
Bu nedenle tartışmanın merkezinde yalnızca “başörtüsü” veya “İslam” değil, çocuğun özgür iradesi, aile baskısı, dini özgürlük, devletin müdahale sınırı ve çocukların korunması arasındaki denge bulunuyor. |© DerVirgül