63 Milyonluk Hisse, 1,3 Milyar Lira | Peki Ortaya Çıkmasaydı İstifa Eder miydi?
Peki, bu iddialar muhalefet tarafından gündeme taşınmasaydı ne olacaktı? Hakkında öne sürülen usulsüz kazanç iddiaları ortaya çıkmayacak, kamuoyunun haberi olmayacak ve elde edildiği iddia edilen servet, herhangi bir rahatsızlık duyulmadan servete eklenmeye devam mı edecekti?
Bir siyasetçi hakkında ciddi mali iddialar ortaya atılıyor.
İddialar kamuoyuna yansıyor.
Soruşturmalar ve tartışmalar başlıyor.
Ve ardından siyasetçi görevinden istifa ediyor.
Sonra ne oluyor?
İstifa, bazı AKP çevreleri ve iktidara yakın medya tarafından neredeyse bir ahlak ve erdem göstergesi olarak sunuluyor.
“Bakın, sorumluluk aldı.”
“Bakın, görevinden ayrıldı.”
“İşte siyasi ahlak budur.”
Gerçekten öyle mi?
Yoksa burada ciddi bir akıl tutulması mı yaşanıyor?
Çünkü bütün bu övgülerin öncesinde sorulması gereken son derece basit bir soru var:
Peki, bütün bunlar ortaya çıkmasaydı ne olacaktı?
Kimse görmeseydi?
İnsan ahlakı üzerine düşünürken belki de en temel soru budur:
Bir insan yaptığı şeyin yanlış olduğunu kimse görmediğinde de biliyor mu?
Ahlakın en basit sınavı budur.
Kimse görmüyorsa yapmamak.
Kimse bilmiyorsa da yapmamak.
Kimse hesap sormayacaksa bile yapmamak.
Çünkü ahlak, yalnızca başkalarının bakışı altında ortaya çıkan bir davranış biçimi değildir.
Tam tersine, insanın kimse bakmıyorken kendisiyle kurduğu ilişkidir.
Burada ahlak ile utanç birbirinden ayrılıyor.
İnsan yaptığı şeyden dolayı mı utanıyor?
Yoksa yaptığı şey ortaya çıktığı için mi?
İkisi aynı şey değildir.
Bir insan yanlış olduğunu düşündüğü bir davranışı yaparken bundan herhangi bir rahatsızlık duymuyorsa, fakat davranışı ortaya çıktığında utanmaya başlıyorsa, belki de utanılan şey davranışın kendisi değil, görünür hale gelmesidir.
İşte burada çok daha rahatsız edici bir soru ortaya çıkar:
Ortaya çıkmasaydı utanacak mıydı?
Ahlak mı, yakalanma korkusu mu?
İnsan kendi davranışını kendisine açıklama konusunda son derece başarılıdır.
“Benim hakkım.”
“Herkes yapıyor.”
“Bunda ne var?”
“Ben sadece fırsatı değerlendirdim.”
“Ortada suç yok.”
“Bunu herkes biliyor.”
İnsan, kendisini kötü biri olarak görmek istemez.
Bu nedenle yaptığı şeyi çoğu zaman kendi zihninde meşrulaştırır.
Böylece vicdanıyla çatışmadan davranabilir.
Fakat dışarıdan gelen bakış bu hikâyeyi bozabilir.
Bir anda kişi, kendisini başkalarının gözünden görmeye başlar.
Ve o zaman utanç ortaya çıkabilir.
Demek ki bazen insanın korktuğu şey yaptığı şey değil, başkalarının onun hakkında ne düşüneceğidir.
O halde şu soruyu sormak gerekiyor:
Ahlak, yakalanmamak mıdır?
Elbette hayır.
Ahlak, yakalanmayacağını bildiğin halde yanlış olanı yapmamaktır.
İstifa neden otomatik olarak erdem oluyor?
Fatma Betül Sayan Kaya’nın istifası elbette siyasi sorumluluk açısından tartışılabilir.
Hakkındaki iddiaların doğru olup olmadığı ise ayrı bir konudur ve bunu soruşturmanın, belgelerin ve hukukun ortaya koyması gerekir.
Burada peşinen suçlu ilan etmek de doğru değildir.
Fakat aynı şekilde, yalnızca istifa etmiş olmasından hareketle bunu bir ahlaki kahramanlık hikâyesine dönüştürmek de sorgulanmalıdır.
Çünkü istifa, tek başına iddiaların cevabı değildir.
İstifa, yapılan işlemlerin doğru veya yanlış olduğunu kanıtlamaz.
İstifa, kişinin suçlu olduğunu da kanıtlamaz.
Ama istifanın kendisini otomatik olarak “erdem” haline getirmek de mümkün değildir.
Çünkü sorumuz hâlâ ortada duruyor:
İddialar hiç ortaya çıkmasaydı ne olacaktı?
Eğer hiçbir şey ortaya çıkmasaydı ve siyasi görev devam edecekse, bugün “örnek davranış” diye övülen istifanın ahlaki kaynağı nedir?
Kişinin kendi vicdanı mı?
Yoksa ortaya çıkan siyasi ve toplumsal baskı mı?
İşte tartışmanın düğüm noktası burada.
Siyasi sorumluluk başka, ahlaki erdem başka
Bir siyasetçinin hakkında ciddi iddialar ortaya atıldığında görevinden ayrılması, soruşturmanın bağımsızlığı veya makamın kamuoyu nezdindeki güvenilirliği açısından siyasi sorumluluk olarak görülebilir.
Bu anlaşılabilir.
Ancak siyasi sorumluluk ile ahlaki erdem aynı kavramlar değildir.
Bir kişinin görevinden ayrılması, “Doğru olanı yaptım” anlamına gelebilir.
Ama aynı zamanda:
“Bu koşullar altında görevde kalmam siyasi olarak sürdürülemez hale geldi”
anlamına da gelebilir.
İkisi arasında büyük fark vardır.
Dolayısıyla istifanın kendisinden bir ahlak destanı çıkarmadan önce şu soruyu sormak gerekir:
İstifa kişinin özgür iradesiyle, hiçbir baskı ve görünürlük olmadan alınmış bir ahlaki karar mıydı; yoksa ortaya çıkan iddiaların yarattığı siyasi zorunluluğun sonucu muydu?
Bunun cevabını da sloganlar değil, olayların kronolojisi verebilir.
Ahlakın gerçek sınavı ne zaman başlar?
Aslında bütün mesele tek bir cümlede özetlenebilir:
Ahlak, insanın yaptığının ortaya çıktığı anda değil, kimsenin görmediği anda sınanır.
Bir insan haksızlık yaparken kimse bilmiyorsa ve bundan rahatsızlık duymuyorsa, fakat ortaya çıktığında “sorumluluk” alıyorsa burada önemli bir fark vardır.
Çünkü ilkinde vicdan vardır.
İkincisinde ise sonuçlara verilen tepki.
Birincisi ahlaki bir seçimdir.
İkincisi siyasi bir zorunluluk olabilir.
Bu nedenle siyasetçilerin istifalarını değerlendirmek kadar, istifadan önce ne yaptıklarına da bakmak gerekir.
Çünkü istifa, hikâyenin son cümlesidir.
Oysa ahlaki mesele hikâyenin başında başlamıştır.
Asıl soru şu
Bugün yapılması gereken Fatma Betül Sayan Kaya hakkında mahkeme kararı verilmiş gibi hüküm kurmak değildir.
Tam tersine, iddiaların bütün yönleriyle araştırılmasını istemektir.
Hangi işlemler yapıldı?
Ne zaman yapıldı?
Kimler hangi bilgilere sahipti?
İşlemler ile kamuya açıklanan bilgiler arasında nasıl bir zaman ilişkisi vardı?
Herhangi bir usulsüzlük tespit edildi mi?
Edildiyse sorumluluk kime ait?
Bunların cevabını belgeler ve hukuk verecek.
Fakat siyasi tartışma açısından bir soru şimdiden sorulabilir:
Hakkındaki iddialar ortaya çıkmasaydı istifa edecek miydi?
İşte bu sorunun cevabı, bugün “erdem” diye anlatılan şeyin ne olduğunu anlamak açısından önemlidir.
Çünkü gerçekten erdemli bir davranış ile ortaya çıktıktan sonra geri çekilmek aynı şey değildir.
Birincisinde insan kendisiyle hesaplaşır.
İkincisinde toplumla.
Ve belki de en rahatsız edici soru…
İnsan gerçekten yaptığı yanlış nedeniyle mi utanır?
Yoksa yanlış yaptığı ortaya çıktığı için mi?
Eğer kimse görmeyecek olsaydı aynı şeyi yapmaya devam edecekse, mesele ahlak değildir.
Mesele yakalanmamaktır.
Ve eğer bir siyasetçi ancak kamuoyu öğrendikten sonra siyasi sorumluluk üstleniyorsa, bunun üzerine düşünmek gerekir.
Çünkü ahlakın değeri, alkışlandığında değil; kimsenin alkışlamayacağı zamanlarda ortaya çıkar.
Bu yüzden bugün istifayı alkışlamadan önce, belki de şu soruyu sormak gerekiyor:
Kimse görmeseydi ne olacaktı?
Belki de bütün meselenin cevabı bu sorunun içinde saklıdır.
Ne olmuştu?
Türkiye’de yatırım fonlarında yaşanan kriz ve sermaye piyasalarındaki soruşturmalar sırasında AKP Genel Başkan Yardımcısı ve eski Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya ile eşi İlyas Kaya’nın borsa işlemleri gündeme geldi. YENİ Parti Sözcüsü Zeynel Emre, çiftin Özata Denizcilik hisselerinde yaklaşık 163 milyon liralık yatırım yaparak toplam 2,17 milyar lira civarında para çektiğini ve işlemlerin zamanlamasının soru işaretleri yarattığını öne sürdü. Bu rakamlar ve iddialar henüz kesinleşmiş bir yargı kararıyla doğrulanmış değil.
Kaya ise yaptığı açıklamada iddiaların tüm yönleriyle araştırılması gerektiğini belirterek, soruşturmanın bağımsız yürütülmesine gölge düşürmemek amacıyla AKP’deki görevlerinden ayrılma talebinde bulundu. Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan da istifasını kabul etti.
Sermaye piyasalarındaki daha geniş soruşturma kapsamında ise çok sayıda yatırım fonunun tasfiyesi kararlaştırılmış, yüz binlerce yatırımcının bulunduğu fonlara ilişkin incelemeler başlatılmıştı. | ©DerVirgül