Emanetimi Okur musunuz?

Adem Hüyük, Avusturya'nın Viyana kentinde yaşayan Türk gazetecidir. Gazetecilik kariyerinde, Avusturya'daki Türk toplumu, göçmen politikaları ve Avrupa'daki Türk diasporası üzerine analizler kaleme almıştır. ****Deutsch: Adem Hüyük ist ein türkischer Journalist, der in Wien, Österreich lebt. In seiner journalistischen Laufbahn hat er Analysen über die türkische Gemeinschaft in Österreich, Migrationspolitik und die türkische Diaspora in Europa verfasst.

Toplum ile eğitimli birey arasındaki gerilim yeni bir olgu değildir. Antik Çağ’dan günümüze kadar birçok düşünür bu konu üzerinde durmuş, ancak farklı açıklamalar getirmiştir. Bu gerilim çoğu zaman bilgi eksikliğinden değil, farkındalık düzeylerindeki farklılıktan kaynaklanır. İnsan, kendi yetersizliğini fark ettiği anda bunu kabul etmek yerine, çoğu zaman kendisine bu yetersizliği hatırlatan kişiye karşı mesafe geliştirmeyi tercih eder. Böylece düşünsel farklılıklar zamanla sessiz bir rekabete, kimi durumlarda ise örtülü bir düşmanlığa dönüşebilir.

Sokrates’e göre insanlar sahip oldukları inançları sorgulamaktan hoşlanmazlar. Bu nedenle onları sorgulamaya zorlayan kişi, sevilen değil rahatsızlık veren biri haline gelebilir. Schopenhauer ise çoğunluğun sıradanlığı tercih ettiğini, farklı düşünen insanların çoğu zaman yalnız kaldığını söyler. Nietzsche bunu “sürü ahlakı” kavramıyla açıklar. Marx ise sorunun bireyden çok toplumsal yapıdan kaynaklandığını savunur.

Bu yaklaşımlar birlikte değerlendirildiğinde, eğitimli bireyin yaşadığı yalnızlaşma ya da yabancılaşmanın tek bir nedeni olmadığı görülür. Kimi zaman sorgulamak rahatsızlık yaratır, kimi zaman farklı olmak mesafe oluşturur, kimi zaman da birey içinde bulunduğu çevrenin beklentileriyle çatışır.

Bu satırları yazmamdaki neden, son günlerde yaşadığım bir olaydan hareketle aldığım kişisel bir kararı paylaşmaktır. Yoksa insanların eğitim düzeyleri üzerinden hüküm dağıtacak, kendime böyle bir üstünlük atfedecek durumda değilim. Bilakis, insanın bildikleri arttıkça ne kadar az şey bildiğini fark ettiğine inanırım. Bu yüzden meselem eğitim değil; kitaplar, hafıza ve yıllardır benimle birlikte taşınan bir emanetin hikâyesidir.

Yaklaşık dokuz yıldır oturduğum evden, benim iradem dışında gelişen nedenlerle ayrılmak zorunda kalacağım. Ev sahibim bu süreçte ilk kez daireye, boşanma aşamasında olduğu eşiyle birlikte geldi. Oturma odasına girdiklerinde karşılarında büyük bir kitaplık vardı. Beni evden atmak için gelen ev sahibimin ilk dikkatini çeken de bu oldu.

Şaşırtıcı bir şekilde kitapları incelemeye başladılar. Ev sahibim Viyana eyalet yönetiminde görev yapan bir kamu çalışanı “Magistrat”. Kitaplara gösterdiği ilgi ve şaşkınlık dikkatimi çekti. Belki de onu şaşırtan şey kitapların kendisi değildi…

Çünkü raflarda dünyanın hemen her yerinde tanınan yazarların eserleri bulunuyordu ve yazar isimleri her dilde aynıydı…

Belki de şaşkınlık yaratan, bu kitapların kendisi değil, bir göçmenin evinde bulunmasıydı.

Raflarda Sigmund Freud’dan Karl Marx’a, Platon’dan Nietzsche’ye, Victor Hugo’dan Dostoyevski’ye kadar çok sayıda yazarın eserleri yer alıyordu. Yıllar boyunca taşındığım her eve benimle birlikte gelen, belki de en sadık yol arkadaşlarım bu kitaplar oldu.

Yaklaşık on beş yıldır Avusturya’nın farklı şehirlerinde yaşadım. Taşındım, yeniden yerleştim, yeniden başladım. Fakat her taşınmada yanımda götürdüğüm ilk şeylerden biri kitaplarımdı. Onları kolay kolay kimseye ödünç bile vermedim. Çünkü çoğu zaman geri dönmediler.

Bugün ise farklı düşünüyorum.

Bu kitaplarımı okuyucularımızla paylaşmak istiyorum.

Bir köşe yazısında böyle bir çağrı yapacağım hiç aklıma gelmezdi-, ama hayat böyle sürprizle yaparak beynimizle oyun oynayabiliyor.

Ancak yıllardır bana eşlik eden bu eserlerin, bir vitrin süsü olarak alınmasını da istemiyorum. Okunmaya devam etmesi en büyük temennimdir.

İnsan sokakta kalabilir ve bu duruma alışabilir. Üstelik bu durum topluma bir zarar getirmez.  Ama kitaplar sokaklara saçılırsa toplum kör, sağır ve dilsiz olur. Adolf Hitler her türlü entelektüel üretimi yok etmek amacıyla 1933 yılında büyük çaplı kitap yakma eylemleri düzenlemesi bile, bizlere kitaplara sahip çıkmamız gerektiğini işaret etmektedir. Kitaplarımın birileri tarafından çöpe atılmasını istemiyorum.

Bu nedenle ilgi duyduğu alanları bana yazan okuyucularımıza, elimde bulunan kitaplardan vermek, daha doğrusu emanet etmek istiyorum.

Tek bir şartla:

Kitaplar vitrin süsü olmak için değil, okunmak için alınsın.

Yıllardır benim yol arkadaşlığımı yapan bu kitaplar, belki bundan sonra başka hayatlara da eşlik eder.

Belki de geride bırakılabilecek en güzel hatıra budur.|© DerVirgül

Kitap isteyen okuyucularımız, “deniz-wien@outlook.com” e-mail adresinden iletişim sağlaya bilirler.

Yayınlama: 06.06.2026
Düzenleme: 06.06.2026
A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.