Roman | Hitler hakkında artık şaka yok, Eva!
Berlin’den gelen haberler giderek daha ürkütücü bir hâl alıyordu. Eva Seeger için ise artık mesele yalnızca Almanya’da yaşananlar değildi. Berlin’de yaşayan Yahudi annesi operadan kovulmuş, Yahudilere ait iş yerleri yağmalanmaya başlanmıştı. Üstelik Lüksemburg hükümeti Yahudi mültecilerin ülkeye girişini yeniden durdurmuştu.
Tam da böyle bir dönemde Eva’ya çalıştığı Radio Luxembourg’dan bir talimat geldi:
Hitler ve Goebbels hakkında artık şaka yapılmayacaktı.
Wolfgang Böhm’ün yeni romanından aktarılan bu bölüm, 1930’ların sonlarında Avrupa’da siyasi baskının sınır ötesine nasıl yayıldığını ve Almanya’dan gelen tehdidin Lüksemburg’daki bir radyo istasyonunda çalışan genç bir kadının hayatını nasıl etkilediğini anlatıyor.
Eva’nın yüzündeki gerginlik saklanamıyordu
Eva Seeger sabahın erken saatlerinde Villa Louvigny’ye geldiğinde her zamanki açık renkli trençkotunun yerine uzun, siyah bir yağmurluk giymişti.
Normalde özel hayatındaki sıkıntıları işine yansıtmazdı. Radyo binasına adımını attığı anda editör ve spiker kimliğine bürünürdü.
“Bu rolün içinde kendimi profesyonel ve güvende hissediyorum” diyordu.
Genç kadın çalışanlara da özel hayatı bir süreliğine geride bırakmanın insana iyi geldiğini anlatıyordu.
Ancak o gün durum farklıydı.
Eva’nın üzerindeki gerginlik, dikkatli bakan herkesin görebileceği kadar belirgindi. Başını öne eğerek odaya girdi, şapkasını çıkardı ve masasına sessizce oturdu.
Editörlük sekreteri Agnes onun yanına geldi.
“İyi misin?”
Eva yalnızca başını salladı.
“Sonra anlatırım.”
“Orada olanlara gözlerimizi kapatamayız”
O günkü haber toplantısı kısa sürdü.
Bir aydır haber merkezinin başında bulunan Eva, özellikle Almanya’daki gelişmeler konusunda daha fazla bilgi toplanmasını istedi.
“Orada olup bitenlere gözlerimizi kapatamayız.”
Meslektaşları ise Berlin’den sağlıklı bilgi almanın giderek zorlaştığını söyledi.
Eva bu itirazı öfkeyle karşıladı:
“Bana bunu söylemeyin.”
Onu radyodan dinleyenlerin alışık olduğu yumuşak ses gitmişti.
Eva’nın sesi bu kez sertti. Hatta saldırgandı.
Toplantının ardından Agnes’i yanına aldı ve birlikte parka bakan açık pencerenin önüne geçti. Bir sigara yaktı ve sonunda yaşadıklarını anlattı.
Annesi Yahudi olduğu için operadan kovuldu
“Dün akşam annemden bir mektup aldım.”
Eva’nın annesi Berlin’de artık sokağa çıkmaya korkuyordu.
Çünkü Yahudiydi.
Üstelik yıllardır sahne aldığı operadan da yalnızca Yahudi olduğu için kovulmuştu.
“On yılı aşkın süredir orada şarkı söylüyordu. Sadece kökeni yüzünden işinden atıldı.”
Eva, Berlin’de Yahudilere ait dükkânların hedef alındığını, bazı iş yerlerinin yağmalandığını anlattı.
En büyük çaresizliği ise annesine Lüksemburg’a gelmesini bile teklif edememesiydi.
“Lüksemburg hükümeti Yahudi mültecileri kabul etmeyi yeniden durdurdu.”
Eva daha fazla konuşamadan patronu Stephen Williams onu odasına çağırdı.
Berlin’den gelen baskı: “Alman hükümetini eleştirmeyin”
Williams’ın söyleyecekleri de en az annesinin mektubu kadar ağırdı.
Bir gün önce stüdyoya gelen Aachenlı bir çocuktan söz ederek konuşmaya başladı. Dinleyicilerin programa dâhil edilmesinin radyoyu daha samimi göstereceğini söyledi.
Eva da çocuğu hatırlayınca gülümsedi.
Ardından Nazi Almanyası hakkında alaycı bir yorum yaptı:
“Naziler bundan pek hoşlanmayacak. Gençlerinin bizim yayınlarımızla, Reichsfunk’ın o korkunç konuşmaları ve berbat müziklerinden daha fazla ilgilenmesi hiç hoşlarına gitmeyecektir.”
Williams tam bu noktada sözünü kesti.
“Tam da bu yüzden konuşmamız gerekiyor.”
Radio Luxembourg yönetimi bir gün önce Lüksemburg hükümeti tarafından görüşmeye çağrılmıştı.
Mesaj açıktı:
Alman yönetimini artık eleştirmeyin.
Berlin’den şikâyetler gelmişti.
Eva buna tepki gösterdi:
“Biz özel bir radyo istasyonu değil miyiz? Ne haber yapacağımıza onlar nasıl karar verebilir?”
Williams’ın cevabı ise kısa ve netti:
“Verebilirler. Frekansımızı elimizden alabilirler. Bunu daha önce de yaptılar.”
Lüksemburg yönetimi Hitler’le karşı karşıya gelmek istemiyordu. Ülkenin Almanya karşısında son derece kırılgan olduğunu düşünen hükümet, radyo istasyonunun da geri adım atmasını istiyordu.
Williams talimatı açıkça aktardı:
“Bundan sonra Hitler veya Goebbels hakkında şaka yok. Bu bir rica değil, talimat.”
“Bütün bunlar Berlin’den geliyor”
Eva görüşmenin ardından büyük bir öfke içindeydi.
Berlin’den gelen her şey tehditkâr ve ürkütücüydü.
Önce annesinin mektubu gelmişti.
Şimdi ise çalıştığı radyo istasyonunda Nazi Almanyası hakkında konuşması engelleniyordu.
Birazdan yayına girecek olması bu yüzden ona iyi geliyordu. En azından birkaç dakikalığına bütün bunları unutabilecekti.
Stüdyoya giderken haber metnini gözden geçirdi. Saat 08.55’te Almanca, 09.05’te ise İngilizce yayın yapacaktı.
Derin bir nefes aldı.
Diyaframını gevşetti, göğsüne hafifçe vurdu ve sesini hazırladı.
Sonra stüdyoya girdi.
Mikrofon açılınca başka bir dünyaya geçiyordu
“Günaydın! Burası Radio Luxembourg.”
Eva’nın sesi bir anda değişti.
Sanki birkaç dakika önce yaşanan hiçbir şey olmamıştı.
Sesi özgür, rahat ve kendinden emindi.
Haberlerin içeriğine göre tonunu değiştirebiliyor, bazı cümleleri öne çıkarıyor, gerektiğinde ciddi, gerektiğinde neşeli bir sesle konuşabiliyordu.
Mikrofon açıldığında kendisini başka bir dünyada hissediyordu.
Bir keresinde yakın arkadaşı Clara’ya şöyle demişti:
“Burası benim dünyam. Yaşamak zorunda olduğum diğer dünyadan çok daha iyi.”
Berlin’e dönmek artık mümkün mü?
Ancak yayın öncesinde aklına yine aynı soru geldi:
Berlin’e geri dönebilecek miydi?
Eva, altı aydır çok sevdiği Clara’yı görmemişti.
Gençlik yıllarından beri en yakın arkadaşları olan Thomas ve Edi’yi de…
Üçü artık Volksbühne’de oyunculuk yapıyordu.
Eva’nın hayatındaki en önemli insanlar Berlin’deydi.
Fakat Almanya’daki siyasi gelişmeler, o şehre giden kapıyı giderek kapatıyordu.
Babası Noel civarında Lüksemburg’a geldiğinde onu sakinleştirmişti.
“Her şey o kadar kötü değil. Memleketine rahatlıkla dönebilirsin.”
Eva’nın yarı Yahudi olmasının sorun olmayacağını söylemişti.
“Gerekirse parti içinde senin için mücadele ederim.”
Ama babasının verdiği söz hâlâ geçerli miydi?
Annesinin mektubundan sonra Eva artık bundan emin değildi.
Yönetimden açık tehdit: “Ya uyacak ya da başka iş bulacak”
Eva yayına hazırlanırken Stephen Williams da odasında oturup düşünüyordu.
Yönetim kurulunun kendisinden istediğini yapmıştı: Eva’yı uyarmıştı.
Yönetim, “Bu kadının aklı başına getirilmeli” diyordu.
O güne kadar Radio Luxembourg yönetimi Eva’yı korumuştu. Alman olması ve yarı Yahudi olduğu gerçeği özellikle gündeme getirilmemişti.
Fakat Nazi Almanyası’nın yeni radyosu Volksempfänger hakkında yaptığı son şaka yönetimin sabrını taşırmıştı.
Eva, DKE 38 model radyo alıcısına “Goebbels’in ağzı” anlamına gelen bir isim takmıştı.
Yönetimden bir isim öfkeyle tepki göstermişti.
Radyo istasyonu için asıl tehlike ise Almanya’dan milyonlarca kişinin hâlâ Radio Luxembourg’u dinleyebilmesiydi.
“Bizi hâlâ milyonlarca Alman dinleyebiliyor. Ama artık çok daha dikkatli olmalıyız. Yoksa Lüksemburg hükümeti fişimizi çeker.”
Williams’a verilen mesaj açıktı:
Eva’ya gözdağı verilecekti.
“Başka hiçbir radyo istasyonunun onu çalıştırmayacağını hatırlatın.”
Yönetimden gelen tehdit daha da açıktı:
“Biz bir kadının mikrofon başına geçmesine izin veren az sayıdaki istasyondan biriyiz. Ya kurallara uyacak ya da kendisine başka bir meslek bulacak.”
Williams ise Eva’yı işten çıkarmakla tehdit etmek istemiyordu.
Onun çalışkan ve sevilen bir spiker olduğunu biliyordu.
Açık talimatın yeterli olacağına inanıyordu.
Eva akıllı bir kadın, diye düşündü. Nazileri artık eleştirmemesi gerektiğini anlayacaktır. | ©DerVirgül