Saksıdaki Çiçeklerin Değişimi
2025–2026 eğitim öğretim yılının birinci döneminin bitmesine bir hafta kalmıştı. 18 milyon öğrenci, 16 Ocak 2026 tarihinde karne alıp mutlu bir şekilde yarıyıl tatiline girecekti. Sevinçle tatile kavuşacakları günü bekleyen çocukların gözlerindeki parıltı herkese yansıyordu.
Bu son hafta etkinlik haftası olduğu için çocuklarla birlikte bir etkinlik planlaması yapalım diye düşünürken, internette gördüğüm bir yazıdaki metni kendi öğrencilerime farklı şekilde uygulayarak çocuklar üzerindeki etkisini görmek istedim.
Dersten önce çiçekçiye uğrayıp saksı içinde iki tane çiçek aldım. Dört gün boyunca uygulayabileceğimiz iki saksı çiçekle sınıfa girdim. Neredeyse aynı görünüyorlardı: aynı renk, neredeyse aynı boyut, aynı görünüm.
Dersin başında,
“Bu iki çiçek arasındaki fark nedir?” diye sordum.
Sınıf sessizdi.
Görünürde hiçbir şey yoktu.
Bu yüzden çiçeklerden birini aldım ve ona,
“Senden hoşlanmıyorum. Çirkin bir çiçeksin.” dedim.
Sonra ona öfkeyle bağırdım.
Çocuklar şok olmuş, rahatsız ve tedirgin bir şekilde bana baktılar.
Sonra çiçeği bir öğrenciye verdim:
“Onunla ilgili hoşlanmadığın bir şey bul ve ona öfkeyle bağır.”
Tereddüt etti, sonra itaat etti.
Çiçek elden ele dolaştırıldı.
Her çocuk yeni sözler söyledi:
“Dalları garip.”
“Kabuğun çirkin.”
“Çiçeklerin kötü.”
“Senin tomurcukların çiçek açmaz.”
Her cümleyle çiçek, tekrar tekrar aynı hakaretlere maruz kaldı.
Sonra masada duran diğer saksıdaki çiçeği aldım ve herkesin bu çiçeğin ne kadar güzel olduğunu, çok güzel tomurcuklar açacağını, çok güzel çiçekler vereceğini söyleyerek sevgi dolu cümlelerle elde dolaştırmasını istedim.
Sonunda çiçekler bana geri geldiğinde sordum:
“Bu çiçek ile diğer çiçek arasında bir fark görüyor musunuz?”
Çocuklar omuz silktiler.
Hâlâ aynı görünüyorlardı.
Bu yüzden dört gün boyunca çiçeklere aynı şekilde davranmalarını istedim.
Dört gün sonra karşılaştırdığımızda, bakımı yapılan ve güzel sözler söylenen çiçeğin daha canlı olduğu, çiçeklerinin daha sağlıklı açtığı görüldü. Kokusu da çok güzeldi.
Diğer çiçek —hakarete uğramış, aşağılanmış, reddedilmiş olan— solmuştu. Rengi kötüleşmiş, bakımsız bir görünüme bürünmüştü.
Kimse ona dokunmak istemedi.
Onlara nazikçe dedim ki:
“Gördünüz mü? Bunu biz yaptık. Bu hasar… bizim sorumluluğumuz.”
Sınıf sessizliğe büründü.
Sonra ekledim:
“İnsanların başına da tam olarak bu gelir.
Hakarete uğradıklarında, alaya alındıklarında, küçümsendiklerinde…
Yaralar her zaman ilk başta görünür olmaz.
Ama içlerinde derin izler kalır.”
Öğrencilerimin bir şeyi bu kadar çabuk anladığını hiç görmemiştim.
Konuşmaya başladılar.
Yaralarını paylaştılar.
Kelimelerin neden olduğu acıyı anlattılar.
Bazılarının gözlerinden neredeyse yaşlar süzülecekti.
Birlikte üzüldük.
Sonra sessizce güldük.
Dersin sonunda çocuklar bana sarılmaya geldiler.
Birbirlerine sarıldılar.
O anda anladım:
Bu ders gerçekten önemliydi.
Kelimeler silah olabilir…
ya da köprü.
Bir ruhu yok edebilir…
ya da bir kalbi onarabilir.
Görmediğimiz şey, çoğu zaman en çok acı veren şeydir.
Konuşmadan önce kendinize sorun:
Sözlerim iyileştiriyor mu, yoksa acıtıyor mu?
İyilik hiçbir şeye mal olmaz ama bir hayat kurtarabilir.
Zorbalığa asla seyirci kalmayın; sessizlik acıyı besler.
Yalnız kalan, alay edilen veya reddedilenler için ayağa kalkın.
Unutmayın:
Herkes görünmez yaralar taşır.
İnsanların birbirine öfkeyle yaklaştığı ve birbirini kırdığı günümüzde, biraz daha sabırlı davranmak; karşımızdakini anlamaya çalışmak, empati kurmak ve yargılamadan önce dinlemek hepimizin görevidir. Suçsuz yere insanları yargıladığımız zamanlar olmuştur. Bu zamanları geri alamayız; ancak bundan sonraki zamanlarda insanlara daha sevgiyle yaklaşabiliriz.
Küçük ya da büyük fark etmeksizin, herkesin birbirine saygıyla yaklaşması bütün sorunların azalmasına yardımcı olacaktır. Bu tutumun insanları iyi yönde besleyeceğini unutmayalım.
Hayat, birbirimizle paylaştıkça ve anlayışlı davrandıkça şekillenir. Bunu hiç unutmayalım.