Bir Gün Çok Geç Olabilir

Geçenlerde bir baba, oğlunun mezarı başında söylediği birkaç cümleyle binlerce insanın yüreğini dağladı. Oğlunu geri getiremeyeceğini biliyordu ama belki başka anne ve babalar aynı pişmanlığı yaşamasın diye konuşuyordu. 

Daha 15 yaşındaki oğlunu bir havuz kazasında kaybetmişti. Ve en çok da şu söz içini yakıyordu: 

“Nasıl olsa sonra yaparız, demiştim…” 

Hayat bazen bize en ağır gerçeği bir anda öğretiyor: “Sonra” dediğimiz şeyin garantisi yok. 

Biz anne babalar çocuklarımız için çalışıyoruz, didiniyoruz, fedakârlık yapıyoruz. Daha iyi bir okul, daha iyi bir gelecek, daha iyi bir hayat… Fakat çoğu zaman fark etmeden en önemli şeyi erteliyoruz: Onlarla yaşamayı. 

Çocuklarımızla geçireceğimiz zamanı, kuracağımız cümleleri, çıkacağımız küçük bir geziyi, oynayacağımız bir oyunu, birlikte içeceğimiz bir çayı… Hep bir sonraki hafta sonuna, tatil dönemine, sınav sonrasına bırakıyoruz. 

Oysa çocukların hafızasında kalan şey, kaç test çözdüğü değil; babasının elini tutup gittiği maç, annesiyle yaptığı kek, birlikte çıktıkları yolculuk, gece yatmadan önce duyduğu “Seni seviyorum” cümlesidir. 

Başarı mı, Çocuk mu? 

Günümüzün en büyük yanılgılarından biri, çocuk yetiştirmeyi akademik başarıya indirgemek oldu. Daha ilkokul çağındaki çocukların hayatı kurslarla, özel derslerle, deneme sınavlarıyla planlanıyor. Takvimleri dolu, odaları dolu, zihinleri dolu… Ama çoğu zaman kalpleri boş kalıyor. 

Bir çocuğun iyi not alması elbette önemlidir. Ancak yalnızca notlarla büyütülen çocuk, hayata karşı eksik büyür. Çünkü insanı hayata hazırlayan sadece matematik soruları değil; arkadaşlık kurabilmek, kendini ifade edebilmek, spor yapabilmek, müzikle tanışmak, doğayı görmek, hata yapıp yeniden kalkabilmektir. 

Bugün birçok aile, çocuklarının başarılı olması için büyük mücadele veriyor. Fakat aynı çocuklar bazen yalnız, kaygılı, iletişim kurmakta zorlanan bireyler hâline geliyor. Bu durumda kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: 

Çocuğumuzun geleceğini mi inşa ediyoruz, yoksa çocukluğunu mu tüketiyoruz? 

Ertelenen Hayatlar 

O acılı babanın anlattığı bir ayrıntı beni derinden etkiledi. Oğlu bir gün okulunu gezerken: 

“Baba, şu stadyumdaki şeref turuna katılalım.” 

demiş. 

Babası ise: 

“Nasıl olsa burada okuyacaksın, sonra birlikte gideriz.” 

cevabını vermiş. 

O gün hiç gelmemiş. 

Aslında hepimizin hayatında böyle cümleler var: 

“Bu yaz gideriz…”
“Haftaya oynarız…”
“Sınavdan sonra konuşuruz…”
“Büyüyünce daha çok vakit geçiririz…” 

Ama çocuklar büyürken bizi beklemiyor. Onların çocukluğu sessizce akıp gidiyor. 

Bugün Eve Gidince… 

Bu yazıyı okuyan herkesten küçük bir şey rica ediyorum. Bugün eve gittiğinizde çocuğunuza sadece “Derslerin nasıl?” diye sormayın. 

Yanına oturun. 

Gözlerinin içine bakın. 

Sarılın. 

Birlikte yürüyün. 

Onun anlattığı önemsiz gibi görünen şeyleri gerçekten dinleyin. 

Ve mutlaka şu cümleyi söyleyin: 

“Seni seviyorum, sen benim için çok değerlisin.” 

Çünkü çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras; ev, araba, diploma ya da banka hesabı değil, sevildiğini hissettiği anılardır. 

Yıllar sonra geriye dönüp baktığımızda çocuklarımızın hangi sınavdan kaç puan aldığını hatırlamayacağız. Ama birlikte izlediğimiz gün batımını, çıktığımız yolculuğu, attığımız kahkahaları hatırlayacağız. 

Hayatın en ağır yükü, yaşanan acılar değil; yaşanamayan anlardır. 

O yüzden hiçbir şeyi ertelemeyin. 

Çünkü bir gün, gerçekten çok geç olabilir. | ©DerVirgül

Yayınlama: 18.07.2026
A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.