Herbert Kickl Kimdir? Avusturya Siyasetinin En Tartışmalı ve En Etkili İsimlerinden Biri

Herbert Kickl Kimdir? Avusturya Siyasetinin En Tartışmalı ve En Etkili İsimlerinden Biri

| Adem Hüyük

Herbert Kickl hakkında bu makaleyi yazmaya başlarken bir tereddüt yaşadığımı itiraf etmeliyim. Çünkü yaklaşık 35 yıldır karşı durduğum bir siyasi geleneğin ve ideolojik çizginin bugünkü liderini objektif bir şekilde ele alıp alamayacağımı sorguladım.

Bazı konular vardır ki insanın yalnızca siyasi görüşleriyle değil, vicdanıyla da ilgilidir. Benim için bunların başında ırkçılık, ayrımcılık ve insanları kökenleri, inançları ya da kimlikleri üzerinden ötekileştiren anlayışlar gelir. Tarihin en büyük acılarının önemli bir kısmının bu düşüncelerden beslendiğini bilen biri olarak, bu alanlarda tam anlamıyla tarafsız olmayı ne mümkün görüyorum ne de gerekli buluyorum. Evrensel insan hakları ve insan onuru söz konusu olduğunda, herkesin olduğu gibi benim de kırmızı çizgilerim var.

Buna rağmen gazetecilik, yalnızca kendi düşüncelerimizi anlatmak değil, hakkında yazdığımız kişileri ve olayları mümkün olduğunca doğru anlamaya ve anlatmaya çalışmayı da gerektirir. Bu nedenle Herbert Kickl’i değerlendirirken, onu yalnızca destekçilerinin ya da yalnızca eleştirmenlerinin gözünden anlatmak yerine, Avusturya siyasetindeki yerini, yükselişini, savunduğu politikaları ve toplumda neden bu kadar güçlü bir karşılık bulduğunu anlamaya çalışacağım.

Bu yazı, Herbert Kickl’i savunmak ya da mahkûm etmek amacıyla değil; Avusturya’nın bugün en çok konuşulan ve en çok tartışılan siyasetçilerinden birini, mümkün olduğunca geniş bir perspektiften değerlendirme çabasıdır.[Adem Hüyük]


FPÖ nasıl kuruldu ve nasıl yükseldi?

İkinci Dünya Savaş’ından sonraki “Dörtlü İşgal” döneminin ilk genel seçimi, Kasım 1945’te yapıldı. Bu ilk seçimlerde, Austro-faşistlere ve Nazilere seçme ve seçilme hakkı tanınmadı. Hatta bunun için, 1947’de “nasyonal sosyalizmi/faşizmi” yasaklayan özel bir yasa da çıkarıldı: “Nationalsozialistengesetz [Verbotsgesetz 1947]”.

FPÖ’nün ilk nüvesi olan ilk örgütlenme, 25 Mart 1949 yılı içinde, “dernek” statüsüyle ve “Verband der Unabhängigen-VdU” [Bağımsızlar Birliği] adıyla gerçekleşti.

Kimdi peki kurucuları bu derneğin?

Faşizm döneminde orduda, devlet kademelerinde yöneticilik yapmış, dönemin faşist partilerinin çalışmalarına katılmış örneğin Avusturya NSDAP, Heimwehr, Landbund, Heimkehr [Vatana Dönüş], Heimatvertrieben [Sürgünler] gibi Nazi ve Austro-faşist partilerin, fraksiyonların, silahlı milis gruplarının eski yöneticileri ve üyeleri. Ama içlerinde, faşizm saflarını terk edip direniş hareketine katılanlar da vardı.

Avusturya, yeniden bağımsız ve egemen bir devlet haline geldikten sonraki süreçte WdU bir dönüşüm sürecine girip, 3 Kasım 1955’te yeni bir isim aldı: “Freiheitliche Partei Österreichs-FPÖ“ [Avusturya Özgürlük Partisi]. Kuruluş kongresi, 7 Nisan 1956’da gerçekleşti ve partinin ilk başkanı Anton Reinthaller oldu. [Hüseyin A. Şimşek / Avusturya Siyasi Partiler Tarihi | Dosya 3 / Der Virgül]

1970 Ulusal Konsey Seçimleri ve SPÖ-FPÖ Koalisyonu

1959’dan sonra genel gidişat şöyleydi: ÖVP ile SPÖ koalisyon hükümetleri kuruyor, FPÖ ise meclisteki tek muhalefet partisi rolünü oynuyordu. Bu, “küçük ama anahtar rol”de bir parti olma hali, oyların sadece % 6’sı alınarak yıllar boyunca sürdürüldü. Bu çerçevede, 1970’de FPÖ, SPÖ azınlık hükümetini destekledi.

Daha anlaşılır ifade edecek olursak; ÖVP ile uzun koalisyon görüşmelerinden sonra, Bruno Kreisky yönetimindeki SPÖ, Friedrich Peter yönetimindeki FPÖ’nün desteğiyle, 1970 yılında Ulusal Konsey seçimlerinden sonra bir azınlık hükümeti kurdu.

FPÖ’nün azınlık hükümete desteğinin karşılığı olarak, 1971’de SPÖ mutlak çoğunluğu elde edince, küçük partilere meclis yolu açan bir yasa çıkarmıştır.

Öte yandan, gerçek bir SPÖ-FPÖ hükümet koalisyonu, 1983’ten 1987’ye kadar Federal Şansölyeler Fred Sinowatz, Franz Vranitzky [SPÖ] ve Şansölye Yardımcısı Norbert Steger [FPÖ] yönetiminde kurulmuştur.

Yani, SPÖ’nün aşırı sağ olarak tanımladığı FPÖ’yü, aslında SPÖ’nün siyaset arenasında güçlendirdiği görülmektedir.

Günümüzde FPÖ

Avusturya siyasetinde son yılların en dikkat çeken isimlerinden biri şüphesiz Avusturya Özgürlük Partisi “Freiheitliche Partei Österreichs” [FPÖ] lideri Herbert Kickl.

Kimileri onu halkın sorunlarını açıkça dile getiren cesur bir siyasetçi olarak görürken, kimileri ise toplumu kutuplaştıran popülist bir figür olarak değerlendiriyor. Ancak destekçileri de eleştirmenleri de bir konuda hemfikir: Herbert Kickl, günümüz Avusturya siyasetinin en etkili aktörlerinden biri.

Kärnten Eyaletinden Viyana’ya

Herbert Kickl, 19 Ekim 1968 tarihinde Villach kentinde doğdu. Üniversite yıllarında siyaset ve iletişim alanlarına ilgi duydu. Eğitimini tamamlamadan aktif siyasete yöneldi.

1990’lı yıllarda FPÖ saflarında çalışmaya başladı. Özellikle Jörg Haider döneminde parti içinde yükselerek strateji ve iletişim alanlarında önemli görevler üstlendi.

FPÖ’nün Perde Arkasındaki Stratejisti

Uzun yıllar boyunca kamuoyunun önünde değil, perde arkasında görev yaptı. FPÖ’nün seçim kampanyalarını yöneten ve sloganlarını hazırlayan isimlerden biri olarak tanındı.

Siyasi gözlemciler, FPÖ’nün yükselişinde Kickl’in iletişim stratejilerinin önemli rol oynadığını belirtiyor. Bu nedenle yıllarca “FPÖ’nün beyni” olarak anıldı.

İçişleri Bakanlığı Dönemi: Anayasayı Koruma ve Terörle Mücadele Dairesi’ne Baskın

2017 yılında kurulan ÖVP-FPÖ koalisyon hükümetinde İçişleri Bakanı oldu.

Görev süresi boyunca göç, iltica ve güvenlik politikalarına odaklandı. Daha sıkı sınır kontrolleri, yasa dışı göçün engellenmesi ve suç işleyen yabancıların sınır dışı edilmesi yönündeki açıklamalarıyla gündeme geldi.

ÖVP-FPÖ Koalisyonun Ibiza skandalından sonra, Avusturya ve hatta AB gündemine oturan diğer bir konu ise, içişleri bakanlığının Anayasayı Koruma ve Terörle Mücadele Dairesi’ne [BVT] yaptığı operasyon olmuştur. İçişleri Bakanı Herbert Kickl’e, istihbarat birimlerinin veri bankasından, aşırı sağ yapılanmalar hakkında toplanan bilgileri sildiği ve SPÖ’ye yakın olarak gördüğü istihbaratçıları emekliye ayırdığı ya da pasif görevlere atadığı suçlaması yapıldı. Ayrıca, Alman istihbarat birimleri başta olmak üzere, o dönem bir çok ülkenin gizli servisleri, Avusturya gizli servisleriyle bilgi alışverişini durdurma kararı almıştı.

Bütün bu gelişmelerin ışında, destekçilerine göre Kickl, devlet otoritesini güçlendirmeye çalıştı. Eleştirmenlerine göre ise politikaları göçmenlere ve sığınmacılara yönelik sert bir yaklaşım içeriyordu.

FPÖ Liderliğine Yükselişi

2021 yılında Norbert Hofer’in istifasının ardından FPÖ’nün genel başkanı oldu.

Özellikle Covid-19 döneminde hükümetin kapanma ve aşı politikalarına karşı yürüttüğü muhalefet sayesinde FPÖ yeniden güç kazandı. Son yıllarda yapılan birçok ankette parti ülkenin en güçlü siyasi hareketlerinden biri haline geldi.

Herbert Kickl Ne İstiyor?

Kickl’in siyasi programının merkezinde göç ve güvenlik politikaları yer alıyor.

  • Yasa dışı göçün sınırlandırılması
  • İltica sisteminin sıkılaştırılması
  • Suç işleyen yabancıların daha hızlı sınır dışı edilmesi
  • Avusturya’nın ulusal egemenliğinin güçlendirilmesi
  • Avrupa Birliği’nin bazı yetkilerinin sınırlandırılması
  • Enerji ve yaşam maliyetlerinin düşürülmesi
  • Bürokratik yüklerin azaltılması

FPÖ seçmenleri bu politikaların ülkenin güvenliği ve ekonomik istikrarı açısından gerekli olduğunu savunuyor.

Neden Bu Kadar Destekleniyor?

Kickl’in yükselişinin arkasında birkaç temel neden bulunuyor.

Birincisi, göç ve entegrasyon konularında yaşanan toplumsal tartışmalar. Özellikle büyük şehirlerde yaşayan bazı seçmenler, mevcut politikaların yetersiz kaldığını düşünüyor.

İkincisi, hayat pahalılığı ve ekonomik belirsizlik. FPÖ, son yıllarda kendisini yalnızca göç partisi değil, aynı zamanda “vatandaşın alım gücünü koruyan parti” olarak konumlandırmaya çalışıyor.

Üçüncüsü ise geleneksel partilere duyulan güvensizlik. Bazı seçmenler, ÖVP ve SPÖ’nün yıllardır çözemediği sorunları dile getirdiği için Kickl’e yöneliyor.

Göçmenler Neden Endişe Duyuyor?

Kickl’in en fazla eleştirildiği alanların başında göç ve entegrasyon politikaları geliyor.

Göçmen örgütleri ve insan hakları kuruluşları, FPÖ’nün kullandığı dilin bazı kesimlerde dışlanmışlık hissi yarattığını savunuyor.

Özellikle Müslüman toplumlar içinde, FPÖ’nün İslam ve göç konularındaki söylemlerinin günlük yaşamı etkileyebileceği yönünde kaygılar bulunuyor.

Buna karşılık FPÖ yönetimi ise eleştirilerinin belirli dini veya etnik gruplara değil, başarısız entegrasyon politikalarına yönelik olduğunu savunuyor.

Müslümanlar Açısından Ne İfade Ediyor?

Avusturya’daki Müslüman toplum içerisinde Kickl’e yönelik görüşler oldukça farklılık gösteriyor.

Bazı kesimler onu İslam karşıtı bir siyasetçi olarak değerlendirirken, bazıları ise güvenlik ve entegrasyon konularındaki eleştirilerinin belirli sorunlara dikkat çektiğini düşünüyor.

Bu nedenle Kickl, göçmen topluluklar arasında da en çok tartışılan siyasi figürlerden biri olmaya devam ediyor.

Avusturya’nın Geleceğinde Nasıl Bir Rol Oynayacak?

Bugün Herbert Kickl yalnızca bir parti lideri değil, aynı zamanda Avusturya’nın gelecekteki olası başbakan adaylarından biri olarak görülüyor.

Onun yükselişi aynı zamanda Avusturya toplumunda göç, kimlik, güvenlik, ekonomi ve Avrupa Birliği gibi konularda yaşanan daha geniş tartışmaların da bir yansıması olarak değerlendiriliyor.

Önümüzdeki yıllarda Avusturya siyasetinin yönünü belirleyecek isimlerden biri olup olmayacağı ise seçmenlerin vereceği karara bağlı olacak.

FPÖ’ye oy veren okuyucu yorumlarına göre ise…

Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ), geleneksel aile değerlerini merkeze alan siyasi çizgisi doğrultusunda LGBTIQ+ hakları ve özellikle trans bireylere yönelik politikaları konusunda eleştirel bir tutum sergilemektedir. Parti, bu alanlardaki gelişmeleri sıklıkla “cinsiyet ideolojisi” olarak tanımlamakta ve buna karşı çeşitli yasal ve siyasi düzenlemeler önermektedir. Bu yaklaşımın, Avusturya’da yaşayan muhafazakâr Türkiye kökenli seçmenlerin bir bölümünden destek gördüğü ifade edilmektedir.

Ekonomik alanda ise FPÖ’nün hayat pahalılığıyla mücadele kapsamında temel gıda ürünlerindeki KDV’nin (katma değer vergisi) kaldırılması, sermaye kazancı vergisinin düşürülmesi ve kamu yayıncılığı katkı payı (ORF-Beitrag) gibi zorunlu kesintilerin tamamen kaldırılması yönündeki önerileri, partiye verilen desteğin önemli nedenlerinden biri olarak gösterilmektedir.

Partinin, Avusturya’nın Ukraynalı mültecilere tanıdığı bazı ayrıcalıklara karşı çıkması ve Rusya-Ukrayna savaşında taraf olunmasının ülkenin geleneksel tarafsızlık ilkesine aykırı olduğunu savunması da, özellikle tarafsızlık politikasını önemseyen seçmenler arasında destek bulmaktadır.

Öte yandan FPÖ destekçileri, partinin 2015 yılında yaşanan mülteci krizinden sonra Avusturya vatandaşlarının yanı sıra uzun yıllardır ülkede yaşayan, ekonomiye katkı sağlayan göçmen işçilerin — özellikle Türkiye kökenliler ve eski Yugoslavya ülkelerinden gelen toplulukların — haklarını savunduğunu düşünmektedir. Ayrıca sosyal yardımların ve vergi gelirlerinin kullanımında daha sıkı denetim talep etmesi ve kamu kaynaklarının mültecilere yönelik harcamalarda daha şeffaf kullanılmasını istemesi, birçok seçmen tarafından olumlu değerlendirilmektedir.

Peki bir gazeteci olarak FPÖ’yü nasıl değerlendiriyoruz?

Bana en sık yöneltilen sorulardan biri şu olmuştur: “FPÖ’yü ırkçı bir parti olarak görüyor musunuz?”

Bu soruya sloganvari kalıplaşmış bir yanıt vermenin doğru olmadığını düşünüyorum. Çünkü sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek için öncelikle “ırkçılık” kavramının neyi ifade ettiğini netleştirmek gerekir. Ancak bu tanım çoğu zaman kişinin dünya görüşüne, siyasi pozisyonuna ve değer yargılarına göre değişebildiğinden, kaçınılmaz olarak “Kime göre, neye göre?” sorusunu da beraberinde getirir.

Benim değerlendirmeme göre FPÖ, etnik köken ve kültürel aidiyet vurgusunu öne çıkaran, mirasçı bir milliyetçilik anlayışını temsil etmektedir.

Ancak Avusturya’da tek ve homojen bir etnik kökenin bulunmaması, aşırı sağ ya da popülist söylemlerin ortaya çıkmasını tek başına engellemez. Buna karşılık, bilinçli, demokratik ve gerçeklere dayalı bir toplumsal muhalefet bu tür söylemlerin etkisini sınırlayabilir.

Avusturya’nın tarihine bakıldığında da bugünkü toplum yapısının farklı göç hareketlerinin sonucu olduğu görülmektedir. Günümüzde kendisini Avusturyalı olarak tanımlayan nüfusun önemli bir bölümü, 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında dönemin Habsburg İmparatorluğu topraklarından gelen Çekler, Macarlar, Slovenler ve Alman kökenli göçmenlerin torunlarından oluşmaktadır. Özellikle sanayi ve inşaat sektörlerinde çalışan bu göçmenler, zamanla Avusturya toplumunun ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.

Bu tarihsel süreç göz önünde bulundurulduğunda, bugün uzun yıllardır Avusturya’da yaşayan, çalışan ve toplumsal hayatın parçası olan Türkiye kökenlilerin de önümüzdeki kuşaklarda Avusturya toplumunun doğal ve tartışmasız bir unsuru olarak kabul edilmeleri şaşırtıcı olmayacaktır. Bu durum, birçok göç toplumunda görülen doğal entegrasyon ve toplumsal dönüşüm sürecinin bir parçası olarak değerlendirilebilir.| ©DerVirgül

Yayınlama: 04.06.2026
Düzenleme: 04.06.2026
A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.