Viyana’da SPÖ’nün kıskacındaki 1 Mayıs | İşçi Bayramı mı, Yönetilen Bir Siyasî Tören mi?
“200 bin emekçi vardık
Rathaus Meydanı’na girdik
Öyle bir Viyana gördük
Sorarlar bir gün sorarlar…”
Bu sözler yalnızca bir kalabalığı anlatmıyor. Aynı zamanda 1 Mayıs’ın bugün Viyana’da nasıl bir anlama dönüştüğünü de sorguluyor: Mücadele mi, yoksa yönetilen bir hafıza mı?
Ruhi Su’dan Taksim’e uzanan kırılma
Ruhi Su’nun “Şişli Meydanı’nda üç kız…” dizeleri, 1970’lerin politik atmosferi anlatırken tamamlanamadan 1977 1 Mayıs’ına bağlanır. Taksim Meydanı’nda yaşanan katliam, bu hafızayı yalnızca bir şiir değil, bir tarih kırılması haline getirir.
“500 bin emekçi vardık, Taksim Meydanı’na girdik” cümlesi, artık yalnızca bir anlatı değil; bastırılmış bir kolektif hafızanın yankısıdır.
Viyana’da 1 Mayıs: Hafızadan vitrine
Avusturya’da 1 Mayıs’ın kökleri 1890’lara uzanır. Prater’de yüz binlerin yürüdüğü dönemler, 1946’da 200 bin kişinin Rathaus Meydanı’na aktığı savaş sonrası yıllar… Bunlar işçi sınıfının yalnızca katıldığı değil, tarih yazdığı anlardı.
Bugün ise aynı tarih, giderek daha kontrollü, daha steril ve daha kurumsal bir forma sıkıştırılıyor.
Zira mesele artık yalnızca meydan değil; meydanın neye izin verdiği meselesi.
SPÖ ve temsilin dönüşümü
Bu dönüşümün merkezinde açık bir gerçek var: Sosyal Demokrat Parti [SPÖ].
Tarihsel olarak işçi sınıfının en güçlü siyasal taşıyıcısı olan SPÖ, bugün giderek bir mobilizasyon gücünden çok bir yönetim aparatına dönüşmüş görünüyor.
1 Mayıs mitingleri hâlâ SPÖ tarafından organize ediliyor. Ancak sahadaki atmosfer, bir mücadele gününden çok belediye protokolü tarafından tasarlanmış bir siyasal etkinlik hissi veriyor.
Rathaus Meydanı: Direniş değil, sahne düzeni
Rathaus Meydanı bugün güçlü bir kalabalık görüntüsü üretse de bu görüntü giderek daha fazla kontrol edilmiş bir siyasal sahneye dönüşüyor.
Konuşmaların dili değişmiş durumda: sert sınıf taleplerinin yerini “denge”, “istikrar” ve “sosyal uyum” gibi güvenli kavramlar alıyor.
Bu da 1 Mayıs’ın politik keskinliğini zamanla törpüleyen bir çerçeve yaratıyor.
Michael Ludwig ve merkezleşen çizgi
Bu tablo içinde Michael Ludwig ismi özellikle dikkat çekiyor.
Ludwig, SPÖ içinde daha merkezci, daha idari ve “yönetilebilir sosyal demokrasi” çizgisiyle anılıyor. Parti içi tartışmalarda bu yönelim, bazı çevreler tarafından “sağa yakınlaşma” olarak görülürken, bazıları tarafından “pragmatik şehir yönetimi” olarak savunuluyor.
Ama eleştirel okuma daha net bir soruya işaret ediyor:
Sosyal demokrasi, sınıf siyasetinden uzaklaştıkça neye dönüşüyor?
İşçi sınıfı nerede?
İşçiler meydanlarda, konut, enerji, kanal, çöp hizmetleri ve toplu taşıma fiyatlarının düşürülmesini talep edemiyorlar.
Neden mi?
Çünkü 1 Mayıs alanlarına taşıdıkları parti bayrağının sahibi olan siyasal gelenek, yüz yılı aşkın süredir Viyana eyaletinin yönetiminde. Yani talep edilen birçok başlık, zaten o bayrağın temsil ettiği yönetim mekanizmasının doğrudan sorumluluğu altında. Bu durum, meydandaki sloganlarla belediye yönetiminin gerçek politikaları arasındaki gerilimi görünmez değil, tam tersine daha belirgin hale getiriyor.
Asıl kırılma burada ortaya çıkıyor:
Eğer 1 Mayıs hâlâ işçi sınıfının günü ise, işçi sınıfı bu organizasyonun neresinde?
Sahnede konuşanlar var, protokolde oturanlar var, meydanı dolduran kalabalıklar var.
Ama üretim ilişkilerine, konut krizine, yaşam maliyetine doğrudan müdahale eden bir işçi siyaseti görünürlüğünü giderek kaybediyor.
Hafızanın yönetimi
Bugün 1 Mayıs’ın yaşadığı dönüşüm yalnızca bir “kutlama biçimi değişimi” değil.
Bu, politik hafızanın yeniden düzenlenmesidir.
Yani geçmiş mücadelenin hatırlanması değil, o mücadelenin sınırlarının yeniden çizilmesi.
Prater festivalleri, sahne düzenleri ve kontrollü yürüyüşler; bu çerçevenin parçalarıdır.
Sonuç: Bir gün, iki gerçek
1 Mayıs Avusturya’da hâlâ güçlü bir sembol.
Ama bu sembol iki farklı gerçeklik taşıyor:
Birincisi, kitlesel katılım ve tarihsel süreklilik.
İkincisi ise giderek kurumsallaşan, keskinliği azaltılmış bir politik temsil.
Tarihte Rathaus Meydanı’na giren 200 bin işçi belki de farkında olmadan aynı soruyu büyütüyor:
Bir mücadele günü mü yaşıyoruz, yoksa iyi yönetilmiş bir hatırayı mı?| ©DerVirgül