Ben Kim Olduğumu Biliyorum, Peki Karşımdaki Beni Öyle Görüyor mu?

Adem Hüyük, Avusturya'nın Viyana kentinde yaşayan Türk gazetecidir. Gazetecilik kariyerinde, Avusturya'daki Türk toplumu, göçmen politikaları ve Avrupa'daki Türk diasporası üzerine analizler kaleme almıştır. ****Deutsch: Adem Hüyük ist ein türkischer Journalist, der in Wien, Österreich lebt. In seiner journalistischen Laufbahn hat er Analysen über die türkische Gemeinschaft in Österreich, Migrationspolitik und die türkische Diaspora in Europa verfasst.

Göç, sosyal statü ve gündelik hayatta yeniden kategorileştirilmek 

Bir insanın kendisi hakkında bildikleri ile başkalarının onu nasıl gördüğü arasında her zaman bir örtüşme olmayabilir. Kişi eğitimini, mesleğini, ekonomik konumunu, kültürel birikimini ve toplumsal statüsünü bilir; hatta bütün bunlardan hareketle kendisini belirli bir sosyal sınıfa ait olarak tanımlar. Ancak başka bir ülkeye girdiğinde, bu özelliklerin önemli bir bölümü karşısındaki insan için görünmez hale gelebilir. Onun yerine dili, aksanı, adı, görünüşü, pasaportu veya geldiği ülkeye ilişkin çağrışımlar öne çıkabilir. Böylece kişi, kendisini tanımladığı sosyal konumdan farklı bir kategori içinde algılanabilir. 

Bu durum özellikle göçmenler ve yabancılar açısından dikkat çekicidir. İnsan kendi ülkesinde sahip olduğu statüyü sınırın ötesine taşıyabileceğini düşünebilir. Fakat sosyal statü, diploma veya meslek gibi unsurların bir kısmı ulusal sınırlar içinde anlam kazanır; buna karşılık milliyet ve dil gibi kimlik göstergeleri sınırı çok daha kolay aşar. Başka bir toplumda kişi, kendisini tanımladığı “profesör”, “uzman”, “iş insanı” veya “yüksek eğitimli orta sınıf mensubu” kimliğinden önce “Türk”, “Arap”, “Doğu Avrupalı” ya da daha genel anlamda “yabancı” olarak algılanabilir. 

Bu noktada basit fakat önemli bir soru ortaya çıkmaktadır: 

İnsan yeni bir toplumda kendi sosyal statüsünü mü taşır, yoksa öncelikle kendisine atfedilen kimliği mi taşımak zorunda kalır? 

Bu soruyu gündelik hayatın küçük karşılaşmaları üzerinden düşünmek mümkündür. Örneğin Viyana’da toplu taşımada farklı diller konuşan insanların çevrelerindeki kişiler tarafından nasıl karşılandığı, ilk bakışta önemsiz bir gündelik ayrıntı gibi görülebilir. Oysa aynı davranışın konuşulan dile göre farklı tepkiler doğurması, dilin yalnızca iletişim aracı olmadığını; aynı zamanda konuşmacının kimliği, sosyal konumu ve toplum içindeki yeri hakkında bir işaret olarak işlev görebildiğini düşündürür. 

Viyana’da gerçekleştirilen küçük bir gözlemde, aynı kişiler farklı tramvaylarda yüksek sesle farklı dillerde sohbet etmiş; Türkçe konuşulduğunda daha tepkili bakışlarla karşılaşılırken İngilizce, Fransızca ve İspanyolca konuşulduğunda daha sevecen veya olumlu görünen tepkiler gözlemlenmiştir. Bu gözlem elbette tek başına genellenebilir bir toplumsal sonuç ortaya koymaz. Ancak tam da bu nedenle önemlidir: Gündelik hayatta çoğu zaman fark edilmeyen bir kategorileştirme mekanizmasına ilişkin bir soru ortaya çıkarır. 

Buradaki mesele Türkçenin “güzel” veya “çirkin” bulunması değildir. Daha önemli ihtimal, farklı dillerin dinleyicide farklı sosyal imgeler uyandırmasıdır. Bir dil, konuşan kişinin turist, ziyaretçi, öğrenci, profesyonel veya uluslararası bir çevrenin mensubu olarak algılanmasına yol açabilirken; başka bir dil, aynı kişiyi yerleşik bir göçmen topluluğunun üyesi olarak kategorileştirebilir. Dolayısıyla tepkiyi belirleyen şey dilin kendisinden çok, dilin taşıdığı sosyal anlam olabilir. 

Bu ihtimal, bireysel bir yaşanmışlıkla daha da çarpıcı hale gelmektedir. Türkiye’nin en seçkin üniversitelerinden birinden gelen bir profesörün Viyana’da bir garson tarafından yabancı olarak dışlandığını hissetmesi, kendi sosyal konumuyla karşısındaki kişinin ona atfettiği konum arasındaki mesafeyi görünür kılar. Türkiye’de yüksek eğitim, akademik unvan ve kültürel sermaye bakımından kendisini toplumun yüksek statülü kesimlerinden biri olarak gören bir kişi, Viyana’da bütün bu özellikleri karşı taraf açısından görünür olmayabildiği için yalnızca “Türk” veya “yabancı” kategorisi içerisinde değerlendirilebilir. 

Buradaki şaşkınlık yalnızca kötü muamele görmekten kaynaklanmaz. Daha derindeki şaşkınlık şudur: 

“Ben kendimi böyle görüyorum; fakat karşımdaki beni böyle görmüyor.” 

Bu çelişki, göç ve yabancılık deneyiminin önemli fakat çoğu zaman gözden kaçan bir boyutuna işaret eder. Çünkü göçmenlik yalnızca ekonomik koşulların, hukuki statünün veya fiziksel olarak başka bir ülkede yaşamanın meselesi değildir. Aynı zamanda kişinin kendi toplumunda sahip olduğu kimlik ve statülerin başka bir toplum tarafından nasıl yeniden okunacağı meselesidir. 

Bu nedenle göç deneyimini yalnızca “kim geldi, nereden geldi ve ne durumda?” soruları üzerinden değil, “kim olarak görüldü?” sorusu üzerinden de düşünmek gerekir. 

Belki de asıl mesele tam burada başlar: 

Bir insanın kendisi hakkında sahip olduğu kimlik ile toplumun ona verdiği kimlik arasındaki mesafe ne kadar büyürse, yabancılık duygusu da o kadar derinleşir. 

Ve bu mesafe, bazen büyük politik olaylarda değil, bir tramvayda atılan kısa bir bakışta ya da bir restoranda söylenen küçük bir sözde görünür hale gelir. 

Tam da burada, bütün bu tartışmayı başka bir yere taşımak gerekiyor. 

Google’un yapay zekâsına, bir Norveçliyle yalnız kaldığınızda ne yapmanız gerektiğini sorarsanız, size muhtemelen sohbet etmenizi önerecektir. Aynı soruyu bir Somalili için sorarsanız, polis çağırmanızı tavsiye edebilir. 

Peki bir Türk için ne diyecek? 

Bu sorunun cevabından daha önemli olan ise, neden aynı soru karşısında yalnızca milliyet değiştiğinde cevap da değişiyor? 

İnsanların birbirleri hakkında oluşturduğu kalıplar, önyargılar ve korkular artık yalnızca insanların zihninde kalmıyor. İnternete taşınıyor, veriye dönüşüyor ve yapay zekâ tarafından yeniden üretiliyor. 

Yani yıllardır sokakta, işyerinde, restoranda veya tramvayda karşılaştığımız o görünmez kategorileştirme mekanizması şimdi karşımıza dijital bir sistem olarak çıkıyor. 

Siz kendinizi kim olarak biliyorsunuz? Yapay zekâ sizi kim olarak görüyor? 

Belki de önümüzdeki yıllarda göçmenlerin sormak zorunda kalacağı yeni soru bu olacak. | ©DerVirgül  


→ Die Wiener Hausmacht Erdoğans

Yayınlama: 28.08.2026
Düzenleme: 28.08.2026
A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.