Avusturya’da 14 yaş altı kız çocuklarına yönelik başörtüsü yasağı üzerine birkaç söz
Ekim Devrimi’nin lideri Lenin’e atfedilen bir söz vardır: “Tek ayrıcalıklı sınıf çocuklardır.” Çocuklar gerçekten de toplumun en fazla korunması gereken kesimidir. Fakat tam da burada zor bir soru ortaya çıkar: Bir çocuğu korumakla, onun adına karar vermek arasındaki sınırı nerede çizeceğiz?
Üstelik 14 yaşından küçük bir çocuğun verdiği kararın ne kadarının gerçekten “kendi kararı” olduğunu bilmek kolay değildir. Bir kız çocuğu başörtüsü takmak istediğini söylediğinde, bunun kendi iradesi olduğunu neye göre kabul edeceğiz? Ailesinin, çevresinin veya içinde büyüdüğü kültürün etkisini ne kadar ayırabileceğiz? Aynı şekilde, başörtüsü takmak istemediğini söylediğinde de bunun gerçekten kendi tercihi olduğundan ne kadar emin olabiliriz?
Çocuk henüz kendi kimliğini ve dünyaya bakışını oluşturma sürecindedir. Bu nedenle mesele yalnızca “Çocuk başörtüsü takmak istiyor mu?” sorusundan ibaret değildir. Asıl soru şudur: Bu isteğin ne kadarı çocuğun kendi iradesidir ve ne kadarı çevresinin ona öğrettiği, beklediği veya dayattığı bir tercihtir?
Avusturya’nın 14 yaş altı kız çocuklarına yönelik başörtüsü yasağı da tam bu gri alanda anlam kazanıyor. Devlet, çocuğun aile veya topluluk baskısından korunması gerektiğini söylüyor. Fakat bunu yaparken başka bir varsayımda bulunuyor: Çocuğun özgür iradesini korumanın yolu, onun başörtüsü takmasını yasaklamak.
Böylece mesele yalnızca başörtüsü olmaktan çıkıyor. Bir çocuk adına karar verme yetkisi kime ait olmalı? Aileye mi, topluma mı, devlete mi? Yoksa henüz kendi kararlarını oluşturma sürecindeki çocuğu korumanın yolu, onun adına mümkün olduğunca az karar vermek mi olmalı?
Özgürlük nedir?
Özgürlüğü çoğu zaman “kimsenin bana ne yapacağımı söylememesi” şeklinde düşünüyoruz.
Ama çocuk söz konusu olduğunda işler değişiyor.
Çocuk henüz kendi hayatına ilişkin bütün kararları verebilecek yaşta kabul edilmiyor. Bu nedenle onun adına karar verenler var: Önce ailesi, sonra okul, toplum ve nihayet devlet.
Dolayısıyla çocukluk biraz da başkalarının senin adına karar verdiği dönem.
Fakat burada tuhaf bir paradoks ortaya çıkıyor:
Çocuğu korumak için onun adına karar vermek zorunda kalıyoruz.
Peki bu karar verme yetkisini ne zaman bırakıyoruz?
Ve daha önemlisi:
Çocuğun kendi iradesinin başladığı sınırı kim çiziyor?
Avusturya’daki başörtüsü tartışmasını ilginç hâle getiren şey tam olarak bu.
“Senin iyiliğin için”
İktidarların en eski ve en güçlü cümlelerinden biridir:
“Bunu senin iyiliğin için yapıyorum.”
Anne-baba bunu söyler.
Öğretmen söyler.
Devlet söyler.
Bazen dinî otorite söyler.
Bu cümle elbette her zaman kötü niyet taşımaz. Tam tersine, çoğu zaman gerçekten koruma arzusundan doğar.
Fakat iyi niyet, bir müdahaleyi otomatik olarak özgürlükçü hâle getirmez.
Çünkü paternalizmin temel problemi burada ortaya çıkar:
Bir insanın iyiliğini ondan daha iyi bildiğimizi varsaymaya başladığımız anda, onun yerine karar verme hakkını da kendimizde görmeye başlarız.
Devletin “Bu çocuk başörtüsü takmamalı” demesi ile ailenin “Bu çocuk başörtüsü takmalı” demesi arasında önemli bir fark vardır elbette.
Ama ikisinin ortaklaştığı bir nokta da vardır:
Çocuğun ne istediği, kararın merkezinden çıkarılabilir.
Çocuk gerçekten özgürleştiriliyor mu?
Burada meseleyi biraz daha ileri götürmek gerekiyor.
Diyelim ki bir kız çocuğu ailesi tarafından başörtüsü takmaya zorlanıyor.
Devlet müdahale ediyor ve yasağı getiriyor.
Çocuk artık başörtüsü takamıyor.
Bu durumda devlet çocuğu ailesinin baskısından kurtarmış olabilir.
Ama çocuk özgürleşmiş midir?
Belki.
Fakat başka bir ihtimal de vardır:
Çocuk aslında başörtüsünü kendi isteğiyle takmak istiyorsa?
O zaman devlet onu kimden korumaktadır?
Belki de tam bu noktada “özgürlük” kelimesinin içini yeniden doldurmamız gerekiyor.
Özgürlük yalnızca baskıdan kurtulmak değildir. Özgürlük, kendi tercihini yapabilme ihtimalinin de korunmasıdır.
Bir tercihi zorla yaptırmak kadar, zorla engellemek de iradeye müdahaledir.
Çocuğun iradesi nerede başlıyor?
Burada çok daha eski bir felsefi meseleyle karşılaşıyoruz:
İnsan ne zaman kendi hayatının öznesi olur?
18 yaşında mı?
14 yaşında mı?
12 yaşında mı?
Yoksa bunun kesin bir yaşı var mı?
İnsanın iradesi bir doğum günü sabahı birdenbire ortaya çıkmaz.
Bir çocuk dün çocuktu, bugün saat gece yarısını geçti diye bir anda özgür birey hâline gelmez.
İrade yavaş yavaş oluşur.
Çocuk büyüdükçe kendi kararlarını vermeye başlar. Önce küçük şeylerde, sonra büyük meselelerde.
Bu yüzden belki de mesele “Çocuk karar verebilir mi, veremez mi?” sorusundan çok daha karmaşıktır.
Asıl soru şudur:
Çocuğun karar verme kapasitesini nasıl geliştirebiliriz ve onun adına karar vermek zorunda olduğumuz alanı nasıl mümkün olduğunca daraltabiliriz?
Devletin de bir sınırı olmalı
Buradan devletin çocukları koruma görevini reddetmek sonucu çıkmaz.
Tam tersine.
Devlet, çocuğun zorlanmasını, istismar edilmesini, eğitim hakkının engellenmesini veya aile baskısına maruz kalmasını önlemelidir.
Fakat devletin gücü arttıkça başka bir sorumluluğu daha ortaya çıkar:
Kendi müdahalesinin sınırını bilmek.
Çünkü devlet aileyi kontrol eden gücün yerine geçerse, yalnızca otoritenin adresi değişmiş olur.
Aile:
“Bunu giyeceksin.”
Devlet:
“Bunu giyemezsin.”
Çocuk ise ikisinin arasında kalır.
Oysa ideal durumda çocuğun önünde üçüncü bir ihtimal bulunmalıdır:
“Ne giyeceğime, inancıma ve kim olduğuma ilişkin düşüncemin gelişmesine izin verin.”
Belki de gerçek koruma budur
Çocuğu korumak, onun yerine bir hayat seçmek değildir.
Belki gerçek koruma, çocuğun kendi hayatını seçebilecek hâle gelmesini sağlamaktır.
Ailenin baskısından da korumak gerekir.
Dini cemaatin baskısından da.
Toplumun baskısından da.
Ama gerektiğinde devletin aşırı müdahalesinden de.
Çünkü özgürlük, bir otoritenin başka bir otoriteyle değiştirilmesi değildir.
Özgürlük, insanın giderek kendi hayatının öznesi hâline gelebilmesidir.
Bu nedenle Avusturya’daki başörtüsü tartışmasına yalnızca “başörtüsü doğru mu, yanlış mı?” diye bakmak meseleyi küçültüyor.
Daha temel bir soru var:
Bir çocuğu özgürleştirmek, onun adına karar vermek midir?
Ve belki daha rahatsız edici olanı:
Çocuğu korurken onun özgürlüğünü elinden almaya başladığımızı nasıl anlayacağız?
Çünkü bazen bir insanı korumak için onun elinden bir şeyi almak gerekir.
Ama bazen de insanı gerçekten korumanın yolu, o şeyi kendisinin seçmesine izin vermektir. |© DerVirgül