Cumhuriyet Kadını

Bugün bir kadın olarak başım dik yürüyebiliyorsam bunu “Cumhuriyet’e” borçluyum.29 Ekim 1923 kısır bir döngünün hürriyete kavuşma tarihidir.

Cumhuriyet Kadını

Nazife Haskılıç

Anadolu’ya yerleşen Türk kavimlerinde, kadın fiziken erkekten farklı olsa da hak olarak ona eşit davranılarak erkeğinin yanında hep saygı görmüştür. Ayrıca tek eşlilik esas alınarak bu saygı daha da pekiştirilmiştir.

Eski Türk devletlerinde kadına “Han” (şimdiki “hanım “kelimesi) ve “Hatun ” (Hakanın ilk ve tek eşi) denilerek yüceltilmiş ve hükümdarın eşinin hep yanı başında olması istenmiştir.

Orhun ve Göktürk kitabelerinde “Hakan ve Hatunun buyruğu “diye başlayan hitabetlerde de kadının erkeğin yanındaki konumu ve değeri vurgulanmıştır.

İslamiyet’le birlikte, Arap kültürünün hayatımıza girmesi ve bu kültürü İslam’ın bir parçasıymış gibi gösterilmesi, sosyal yapı, düşünce ve inançlar kadının toplumdaki yerini etkilemiş, kadını daha pasif bir role sokmuştur.

Abbasiler, Selçuklular ve Osmanlı döneminde kadına haklar ve görevler verilmiş fakat bu sınırlı kalmıştır. Özellikle Osmanlının son gerileme dönemlerinde kadına verilmiş hak ve hukuklarda elinden alınarak eve kapatılmış, toplum hayatına katılmasına izin verilmemiş, cahil bırakılan Türk kadını imajı sergilenmiştir.

Her ne kadar 1908 de ilan edilen 2.Meşrutiyetle birlikte kadına bir takım haklar verilmeye çalışılsa da kadın haklarını savunan, kadınların bilinçlendirilmesi hususunda bir çok dergi ve mecmua çıkartılsa da, 1917 de hazırlanan “Aile Hukuk “kararnamesi devletin 1918 de işgale uğramasıyla iptal edilmiş yürürlükten kaldırılmıştır.

O dönemde bu hususta özellikle; Hüseyin Rahmi Gürpinar, Halide Edip, Ziya Gökalp, Namık Kemal, Ahmet Mithat, Abdülhak Hamit de kadınların toplumdaki yeri ve haklarıyla ilgili makale ve yazılarıyla desteklerini göstermişlerdir.

Ta ki İstiklal mücadelesine kadar..

İstiklal mücadelesiyle birlikte, Türk kadını milli dava da büyük fedakarlıklar yaparak erkeğinin yükünü hafifletmek için gerektiğinde sırtında çocuğuyla cepheden cepheye koşmuş, yeri gelmiş hemşire olmuş yaralılara bakmış, yeri gelmiş imkansızdan aş yaparak katık hazırlamış, yeri gelmiş cepheye cephane taşımış, birde üzerine çocuklarına hem ana hem baba olmuş; çok mühim işler başararak Türk kadınının mücadelesinin temellerini atmıştır.

Görüldüğü üzere Cumhuriyetin öncesinde de kadınlar için bir çok değişiklik ve hukuksal kararnameler hazırlanmasına rağmen tam anlamıyla kadının toplumdaki duruşu ve hakkı tam sağlanamamıştır.

Cumhuriyetin ilanıyla birlikte Mustafa Kemal Atatürk, bu kısır döngüye yeter diyerek;

1924 te Öğrenim birliği kanunu ile (Tevhid-i Tedrisat) kızlarında erkeklerle eğitimde eşit haklara sahip olmasını sağladı.

1926 da Türk Medeni kanunu ile Kadın-Erkek eşitliği, kadınlara boşanma ve velayet hakkı tanındı. Ayrıca kız ve erkek çocuklarının mirasta eşit pay almaları sağlandı.

1930 da, kadın ve çocukların korunmasına ilişkin düzenlemeyle doğum izni verildi.

1933 te kız çocuklarına mesleki eğitim vermek amaçlı Kız Teknik Öğretim müdürlüğü kuruldu. Kadınlara köyde muhtar olma ve ihtiyar meclisine seçilme hakları verildi.

1934 te Anayasa değişikliği ile kadınlara Seçme ve Seçilme hakkı tanındı. Türkiye bu hakkı kadınlara tanıyan ilk Avrupa ülkesi oldu.

1936 da iş kanunu yürürlüğe girerek kadınlara istedikleri işte çalışabilme imkânı sağlandı.

Türkiye, Fransa ve İtalya’dan 11, Romanya’dan 14, İsviçre’den ise 36 yıl önce kadınlara seçme ve seçilme hakkına kavuştu.

Bugün kutladığımız Cumhuriyetle birlikte ATA’mın biz kadınlara verdiği hakların gururunu yaşıyoruz.

“Ey Kahraman Türk kadını, sen yerde sürüklenmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın!”(Mustafa Kemal ATATÜRK)

Cumhuriyetimizin 96. yılı kuruluşunu en içten dileklerimle kutlar bu vatanın var olmasın da payı olan başta Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını ve tüm şehitlerimizi rahmetle anıyorum./virgül.at

Yayınlama: 29.10.2019
A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.